Posts Tagged ‘ayakta çalışma’

Ayak ve Sağlığında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Ayak bileği burkulmaları:

Vücudumuzun yerle olan ilk teması olan ayağımız aslında tarak kemiklerinin de sayesinde yelpaze gibi açılarak dengeli ve eşit bir yük dağılımı sağlar. Liflerin kusursuz mimarisi ile de hareket halinde iken de bir bütünlük oluşturur. Ayak bileğinin özellikle her 2 yanındaki bağlar en sık yaralanan yapılardır. Yaralanma günün her saatinde olabilir. Sıklıkla futbol oynarken, yüksek topuklu, kalın tabanlıklı ayakkabılarla dikkat edilmeden yürürken meydana gelmektedir. Şişlik, ağrı, basamama ile başlayan yakınmaların sebebi vakit geçirilmeden hekime danışılmalıdır. 
Doğru olmayan, tam yapılmayan tedaviler sık çıkığa ve burkulmaya sebep olurlar. Bu durum üzerinde durulması gereken ileride kireçlenmeye ve güçsüzlüğe yol açabilecek bir sağlık sorununu oluşturur.
 
  

Ayaklarda şekil bozuklukları:

Ayak vücudun yüküne hareket veren bir organdır. Hareketleri ile olduğu kadar hareketsiz kaldığı anlarda da görev yapar. Şekil bozukluğu sadece kozmetik değil, ortopedik bir sorunudur. Sıklıkla parmakların üst üste binmesi karşılaşılır. Başparmağın iç tarafta belirginleşmesi ve 2. parmağa yaklaşması, üstüne binmesi şeklinde ifade edilecek şekil bozukluğu en sık karşılaşılan hastalıktır (hallux valgus). 
Bu hastalıkta başparmak kendi ekseni etrafında dönmekte ve üzerine düşen yükü kaldıramamaktadır. Buda ayağın itiş gücünü azaltmakta dengemiz yük dağılımına ve ileride kireçlenme ve ağrıya yol açmaktadır.

Çekiç parmak:

Parmakların yere paralel değil de dikey konumda olduğu durumdur. Genelde sıkı ayakkabı giyilmesi nedeniyle oluşur. Hastalar daha ziyade nasır yakınmaları ile hekime başvururlar.

Topuk ardında çıkıntı:

Bu hastalıkta ökçesi yüksek ve sıkı ayakkabı giyen hanım ve beylerde ağrı ve nasır yakınması ile başvurmaktadırlar. Ön ayağın içe yada dışa dönük olması az da olsa rastlanan şekil bozukluklarıdır.

Halluks Valgus

Ayak başparmağı diğer parmağın üstüne bindiğinde bunyon oluşur. Bu durum, halluks valgus (Latincede çarpık anlamına gelen valgus ve ayak başparmağı anlamına gelen halluks sözcüklerinden gelir) denilen kalıtımsal bir özelliğin sonucudur ve ayakta şekil bozukluğu-na neden olur. Ayak başparmağının ayağa birleştiği bölüm, ayağın normal profilinin dışına taşarak, bunyon denilen çıkıntıyı yapar. Bunyon sürekli sürtünmeye maruz kaldığı için, bu bölgedeki deri zamanla kalınlaşır.

Belirtiler

  • Ayak başparmağının ayağa birleştiği bölümde kemiksi bir çıkıntı
  • Ağrı ve hareket kısıtlılığı da olaya eşlik eder
Bu hafif ancak yaygın sorun kadınlarda daha sık görülür. Bazı kişiler genetik olarak bunyona eğilimli olsa da, daha çok yüksek topuklu ve sivri burunlu dar ayakkabıların giyilmesi sonucu oluşur.

Teşhis

Doktorunuz teşhisi doğrulamak için birkaç açıdan röntgen çektirebilir.

 

Bunyon genellikle hafif bir rahatsızlığa neden olur. Bununla birlikte, bunyona bursit ya da osteoartrit eşlik ederse ağrı ve eklemde katılık oluşabilir. Bunyon ayağınıza uygun ayakkabı bulmanızı zorlaştırabilir ve uygun ayakkabıların dış görünüşü de hoşunuza gitmeyebilir. Eğer ağrınız olursa, doktorunuza başvurun.

Tedavi

Ayağınıza iyi uyan ayakkabıların kullanımı çoğu kez en iyi çaredir ve bunyonun yarattığı rahatsızlığı önleyebilir. Eğer bursit gelişirse, eski bir ayakkabının bunyonun üstüne gelen bölümünde açılacak bir delik rahatlama sağlayacaktır.

 

Bunyonun üstüne konacak yumuşak bir yastıkçık yararlı olabilir. Bazı nadir durumlarda fazla kemik dokusunu çıkartmak ve kemiğe eski biçimini vermek için ameliyat yapılabilir.

Sağlıklı Ayakkabı Seçimi

Ayaklarınız günlük etkinliklerinizde bile yeterince yük altına girmektedirler. Spor yaparken beden ağırlığınızın 3-4 katı fazlası ayaklarınıza yük olarak biner. Bu nedenle spor sırasındaki kullanacağınız en önemli giyim eşyası spor ayakkabınızdır.

 

Seçeceğiniz ayakkabı ayağınıza iyi oturmalıdır. Ayağınızda bulunan 26 kemik ve bunlarla ilişkili eklem ve bağlar ayağınızda bir uzunlamasına, bir de enlemesine kemer (ark) oluştururlar. Ayakkabınız bu kemerleri iyi desteklemelidir.

 

Ayağınızda bir sorun ya da eski bir yaralanma varsa, hekiminize danışarak tabanlık ya da ortotik kullanılarak spora bağlı muhtemel sorunlarınız engellenebilir.

 

Ayakkabının tabanı spor sırasında maruz kalınan darbe ve basıncı emebilme özelliğine sahip olmalıdır. Diğer yandan dayanıklı da olmalıdır. Tabanda tırtıllar varsa, bunlar uzun olmamalıdır ve tüm ayakkabı tabanına yayılmalıdır. Ayakkabının ön ucu esnek ve yumuşak olmalıdır. Koşu sırasında ayak parmaklarının bükülmesine izin vermelidir. Ayakkabının ucu en az 45 dereceye kadar bükülebilmelidir. Tabanın orta kısmı ise bükülmemelidir. Ayakkabının topuk kısmı ise yumuşak ve kalın olmalıdır ve darbeleri rahatça emebilmelidir; ayrıca ayak tabanını iyice sarıp hareketini engellemelidir. Böylece burkulmalar ve su toplanması engellenmiş olur. Topuktan yukarıya doğru aşil kirişini koruyucu bir yastıkçık bulundurmalıdır.

 

İç tabanı arkları desteklemelidir ve taban özellikle parmakların bulunduğu uç kısmında yukarıya doğru kalkıp, ayak parmaklarını yandan sarmalıdır. Böylece nasır ve diğer parmak zedelenmeleri engellenmiş olur.

 

Ayakkabının sayası hareketli ve sağlam olmalıdır. Ayağınızın solumasına izin vermelidir. Ayağı iyi sarıp, burkulmasına izin vermemelidir. Bazı spor türlerinde (örn. Basketbolde) ayak bileğini de kapsaması arzu edilir.

 

Ayakkabının dili ve kenarları yumuşak kauçuklu olmalıdır. Bağcıkların ayak bileği hareketini fazla engellemeden, mümkün olduğunca yukarıda bağlanması arzu edilir. En uygun ayakkabı ayağı sıkmadan, sıkı biçimde ayağa oturanıdır. Ancak ayak parmaklarınıza da yeterince hareket olanağı sağlamalıdır. Birinci ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 cm’lik boşluk olmalıdır.

 

Ayakkabılarınızı uzun ömürlü olmaları için çorap ve ayakkabılarınızı sıkça değiştirmelisiniz, ayakkabılılarınızı temiz tutup, dinlendirmelisiniz; onları kalıba almalı ve doğal koşullarda kurumalarına izin vermelisiniz (güneşte ya da ocağın karşısında kurutmayın çünkü derinin setleşmesine neden olur). Ayakkabının iç tabanı erkenden yıpranacağı için, onu değiştirmenizde yarar vardır.

 

Ayakkabı alırken, sporda giyeceğiniz çoraplarla ve öğleden sonra deneme yapın. Hatta mağazanın içinde yürüyerek ya da koşarak ayakkabının uygunluğuna bakın. Yapacağınız spor türüne uygun ayakkabılar bulunur. Örneğin koşacaksınız topuk tabanı kuvvetli, tenis oynayacaksanız yanları destekli, yürüyecekseniz tabanı sert, iç tabanı yumuşsak ve katı topuk desteği olan bir ayakkabı önerilir Size.

 

Düzenli spor yaptığınız durumda, ayakkabınız 6-9 ayda aşınacaktır. Bunun için aşınmalara dikkat edin, çünkü bunlar yaralanmalara ve ağrılara neden olabilirler. Ortalama 750-800 km’lik bir koşu mesafesinden sonra aşınmalar had safhaya ulaşır.

Diş Hekimlerinde Kas İskelet Sistemi Şikayeti

MESLEKİ HASTALIKLARA GİRİŞ

Enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi, hijyenik şartların eskisine göre daha iyi olması, mesleklerin daha komplike hale gelmesi, medeniyetin insanlara sunduğu imkanlardan daha fazla yararlanma isteği, insanların daha çok çalışması vs …. Bu durum günümüzde meslek hastalıkların daha sık görülmesine yol açmıştır.

 

Kişilerin yaptıkları meslekle ilişkili olarak vücutlarında ortaya çıkan rahatsızlıklara meslek hastalıkları adı verilir. Meslek hastalıkları iş kazalarından tamamen ayrı bir kavramdır.

Mesleki hastalıklar
Fiziksel Etkenler

  • Toz ve diğer hava kirleticilerine bağlı hastalıklar
  • Kas iskelet sistemi hastalıkları: Duruş bozuklukları, tekrarlayan hareketler, belli kas, eklemlerin ve yumuşak dokuların zorlanmaları, vibrasyona maruz kalma.
  • Deri hastalıkları: Allerji, egzema, astım vs.
  • Kanla temas eden mesleki gruplar: Sağlık personeli
  • Çalışma ortamına bağlı hastalıklar: Sıcak, soğuk, zemin durumu, gürültü, ışık

Ruhsal Hastalıklar:

  • Bankacılık, finans, mali sektörler
  • Psikiyatristler, psikologlar
  • Anestezistler, acil çalışanları, cerrahlar
  • Depresyona eğilimi artıran meslekler
  • Mesleki memnuniyetsizlik; düşük ücret, zor işler, uzakta çalışma, sevimsiz yer

Bunlar klinik olarak başlıca 3 grupta toplanabilir.

  • Spesifik (özgün): tendinit, KTS, el, kol vibrasyon sendromu.
  • Az spesifik: boyun ağrıları, bel ağrıları
  • Non spesifik: RSİ (tekrarlayıcı zorlanma bozukluğu), CTD (birikici travma bozukluğu), overuse sendromu (aşırı kullanım), servikobrakial sendromlar (boyun kol ağrıları)

Kas İskelet Sistemi Hastalıkları

  • Baş ağrıları
  • Boyun ağrıları
  • Omuz ağrıları
  • Dirsek ağrıları
  • El, el bileği tendinitleri, KTS (el bilek kanalı sendromu)
  • El, kol vibrasyon sendromu
  • Psikosomatik problemlerle birlikte olan MFAS (miyofasial ağrılar)

DİŞ HEKİMLERİNDE EN SIK GÖRÜLEN RAHATSIZLIKLAR

Duruş bozuklukları; Öne eğik çalışma, boynun öne ya da yana eğik tutulması, kolun belli pozisyonlarda uzun süre tutulması, sürekli ayakta durma veya oturma. Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları kadınlarda daha sık görülür.

 

Depresyon: Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ile birlikte görülür.

 

Kontakt dermatitler nispeten daha az görülür ve daha az risklidir.


Önlemek için neler yapılabilir?

Çalışma ortamının hekime göre tasarlanması. Çalışma ortamının boya uygun olması, hasta üzerine eğilinmemeli, kalça ve dizler 90˚ fleksiyonda olmalı, ayakta dururken bir ayak yükseğe konulmalı, sandalyenin ayak ve kol destekleri mutlaka olmalı, boyun hareketleri 15˚ yi aşmamalıdır.

 

Aydınlatmaya dikkat edilmelidir.

 

Aletler kolayca ulaşılabilir yerlerde olmalıdır.

 

Oturma ve ayakta durma dengeli bir şekilde dağıtılmalıdır.

 

Diş hekimlerinin özellikle boyun ekstansorları, omuz elavatörleri, dirsek, el bileği ve parmak adalelerini düzenli olarak antrene etmeleri gereklidir.

 

Ayrıca iyi bir stres yönetimi programı olmalıdır. Dengeli çalışma, kendine vakit ayırma, ortamın nezaketi, sessizliği, huzurlu ve düzenli bir aile hayatı vs.

 

Ayrıca bu grup insanlarda tendinit, bel fıtığı ve boyun fıtığı gibi rahatsızlıklar acil olarak tedavi edilmeli ve gerekli iş modifikasyonları yapılmalıdır.

Ergonomi nedir?

İnsanla iş arasında ilişkiyi tanımlayan bir kavramadır. Çalışma mekanının ve yapılan işin kişinin özeliklerine uygun hale getirilmesidir. Doğru oturmak, doğru ayakta durmak, doğru görmek, eklemleri doğru kullanmak, işe olan dikkati muhafaza etmek çok önemlidir.

Giriş

Uzun sürelerle boyun fleksiyonda, üst kol abduksiyonda ve statik kas aktivitesi ile çalışmak zorunda olan diş hekimlerinde kas-iskelet sistemine ait yakınmaların varlığı kaçınılmazdır. Bu sorunlar daha çok boyun, omuz, dirsek, el bileği ve bel bölgesine lokalize sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca uzun süre ayakta durma varis, lenfödem gibi dolaşım bozukluklarına da zemin hazırlamaktadır.

 

Son yıllarda bu amaçlarla yapılan çalışmaların bir kaç tanesinin gözden geçirilmesi bile diş hekimlerinde kas-iskelet sistemine ait sorunların yaygınlığını ve bunların meslek yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerini göstermektedir. Diş hekimlerinde mesleğin getirdiği zorunlu, zaman zaman uygunsuz duruş ve aşırı kullanım nedeni ile torasik çıkış sendromu, periferik nöropatiler, repetetif hareket injurileri (tuzak nöropatileri), servikal spondiloz, myofasial ağrı sendromları, glenohumeral eklem osteoartrozu, lomber strain, lomber disk hernisi gibi günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayan, iş ve sosyal verimi düşüren kas-iskelet sistemi hastalıkları karşımıza çıkar.

Boyuna Ait Mesleki Sorunlar

1. Myofasial ağrı sendromu: Servikal hassas tetik noktalar ve yansıyan ağrı ile karakterize bir tablodur. Kronik ağrı nedenleri arasında tanısı en sık konulan ve en çok rastlanan grubu oluşturur. Boyundan kola vuran ağrı, hareket zorluğu, kola yayılan uyuşma hissi, yorgunluk gibi belirtiler vardır.

 

2. Kas spazmı: Mesleki nedenlerle boynun uzun süreli fleksiyonu veya sık rotasyonunu gerektiren durumlar kas kontraksiyonu sonucu boyun ve kolda ağrı, gerilme hissine ve zamanla foraminal darlıklara ve dejeneratif değişikliklere (spondiloz) yol açabilir.

3. Spondiloz: Ağrı, hassasiyet, hareket kısıtlılığı, sabah tutukluğu en sık rastlanılan yakınmalardır, ileri servikal spondilozda osteofitlerin sinir köküne basısı ile üst ekstremitelere yansıyan uyuşukluk hatta daha ciddi nörolojik bulgular ortaya çıkabilir.

Yapılan çalışmalar büro görevi yapanlarda C5 – C6, bedenen çalışanlarda ise C6 – C7 tutulumunun daha sık olduğu gösterilmiştir.

 

Tanısı anamnez, detaylı fizik muayene ve uygun radyografik tetkikler (direkt grafi, CT, MRI) ile konulan tabloların tedavisinde en önemli basamak kişinin sorunu ile ilgili bilgilendirilmesidir. Sorunun çözümünde postüral nedenlerden kaynaklandığını bildiğimiz bu tablolarda medikal tedaviden (basit analjezikler, NSAİİ) daha önemli olan fizik tedavi uygulamaları (yüzeysel sıcak, yüzeysel soğuk, derin ısıtıcılar, analjezik akımlar, masaj, traksiyon) ve gevşetme, güçlendirme egzersizleri ile soruna yol açan zorlayıcı postürü olabildiğince modifiye edebilmektir.

Omuza Ait Mesleki Sorunlar

Torasik outlet sendromu (TOS): Toraksın üst kısımda nörovasküler yapıların kompresyonu sonucunda ortaya çıkan semptom kompleksidir Kompresyonun lokalizasyonu ve bası altında kalan yapılara bağlı olarak klinik bulgular ortaya çıkar. Torasik çıkış bölgesi klavikula tarafından supraklavikular, retroklavikular ve infraklavikular olmak üzere 3 bölgeye ayrılır. Subklavian arter ve brakial pleksus bu 3 bölgede farklı nedenlerle basıya uğrayabilir. Diş hekimlerinde TOS’a yol açabilecek neden bu yapıların infraklavikular bölgede omuzun mesleki pozisyonu olan hiper abduksiyonuna bağlı olarak pektoralis minor tendonu ve korakoid çıkıntı altında komprese olabilmesidir.

 

En sık görülen yakınma omuz ve kol ağrısıdır, ilaveten pozisyonla ortaya çıkan uyuşma, güçsüzlük hissi bulunabilir. C8 ve T1 kökleri sıklıkla basıya uğradığı için ulnar sinir alanında yanıcı ağrı ve uyuşma olabilir.

 

Muayenede hipoestezi, kas güçsüzlüğü ve atrofı saptanabilir, üst ekstremitede ödem, renk ve ısı değişikliği olabilir. Tanı özel muayene manevralarının (+) sonuç vermesi ile konur.

 

Ciddi vasküler veya nörolojik bulgu yoksa tedavi konzervatiftir.

 

Hastanın eğitimi, postür bozukluklarının düzeltilmesi, doğru postür eğitimi, fizik tedavi ajanları ile tedavi ve egzersiz en etkili konservatif tedavi yaklaşımlarıdır.

El Bileğine Ait Sorunlar

1.Karpal Tünel Sendromu (KTS): Özellikle dolgu yaparken el bileğine binen yük (20 N) ve diğer tedaviler sırasında el bileğinin zorlu fleksiyon ve ekstansiyonda tutulması diş hekimlerinde repetitif hareket injurisi oluşturarak KTS oluşumuna yol açabilir.

 

KTS median sinirin el bileğinde karpal tünel içinde kompresyonu sonucu meydana gelen bir tablodur. Herhangi bir bireyde ortaya çıkabilirse de en sık endüstri işçileri ile hobisi veya işi gereği tekrarlayın bilek hareketi gerektiren işlerde çalışanlarda, vibrasyon oluşturan cihaz kullananlarda görülür. Kadınlarda erkeklerden daha sık görülür (2:1 – 7:1). Klinik semptomlar genelde sinsi başlangıçlıdır. Bazan major travma sonrası ani başlar. Erken bulgu median sinir innervasyon alanında yanma, karıncalanma, uyuşma şeklinde ortaya çıkar. Uyuşmayı ağrı izler. Yakınmalar çoğunlukla gece ortaya çıkar ve hastayı uyandırır. Kişi kolunu yukarı kaldırarak veya elini sallayarak rahatladığını ifade eder. Ağrı ve parazteziye zamanla elin ince motor fonksiyonuna ilişkin bozukluklar eşlik edebilir. Tedavisi yapılmayan KTS olgularında tenar kas atrofisi, belirgin motor kayıp, en hafif cisimlerin bile düşürülmesi bulguları oluşur.

 

Tanı en iyi anamnez ve fizik muayane ile konur. Elektrofizyolojik inceleme ancak şüphede kalınırsa yapılmalıdır. ENMG’yi altın standart kabul eden yazarlarda vardır.

 

En uygun ve etkili tedavi yöntemi el bileği aktivitelerinde uygun modifikasyon ve el bileğinin nötral pozisyonda splintlenmesidir. En azından bulgular yatışıncaya kadar el bileğinde tekrarlayıcı aktivite çok kısa süreli olmalı, hatta mümkünse hiç yapılmamalıdır. Bileğin ekstansiyon ve fleksiyonuna izin verilmemeli, nötral pozisyonda tutulmalıdır. Splintleme ve hareket modifikasyonuna rağmen düzelme yoksa NSAİİ’lar, lokal steroid enjeksiyon, el bileğine US ve yüzeyel ısı kullanımı önerilir. Konzervatif tedavinin başarısız olduğu durumlarda cerrahi dekompresyon gerekir.

 

2.Tetik parmak: Elin en sık görülen tekrarlayıcı zorlanma yaralanmasıdır. Fleksör sinovit tablosudur. Elin tekrarlayan kavrama aktiviteleri gibi aşırı kullanımı ile baş parmak, orta parmak veya yüzük parmağında ortaya çıkan stenozan tenosinovit MTP eklem üzerindeki fleksor tendon kılıfında 1. anüler ligaman seviyesinde fibrozise neden olur. Stenoz bölgesinde tendon nodülü gelişir. Nodul ve/veya tendon kılıfı kalınlaşması mekanik olarak fleksör tendonun sinoviyal kılıf içinde kaymasını zorlaştırır. Sonuçta ağrı ve tetik parmak oluşur.

 

Tedavide el aktivitelerinin modifikasyonu, lokal ısı tedavisi, .egzersiz, NSAİİ önerilir. Gece atelleri ile tetik parmağın ekstansiyon pozisyonunda sabitlenmesi uyku sırasında ağrılı fleksiyonu önler. Etkilenen tendon kılıfına steroid enjeksiyonu etkili bir tedavi seçeneğidir. Nadiren cerrahi gerekir.

BELE AİT MESLEKİ SORUNLAR

Bel Ağrısı; Toplumda bel ağrısı sıklığı % 80′ler civarındadır. 40 yaşın üzerinde sıklık yaklaşık % 50 dir.

 

Bel ağrılarının büyük çoğunluğu bölgesel mekanik bir bozukluktan kaynaklanır. Mekanik bel ağrısı fiziksel aktivite ile uyarılır ve istirahatle hafifler, mekanik olmayanlar ise istirahatle artan, fiziksel aktivite ile azalan özellik gösterir. Bel ağrısında spesifik etyolojiyi belirlemek kolay olmamakla birlikte ağır yaşam koşulları, vücut mekaniğinin yanlış kullanımı, tekrarlayıcı hareketler, fiziksel kondüsyonun iyi olmaması gibi faktörlerin bel ağrısı oluşumunda rol oynadıkları bilinmektedir.

 

Diş hekimlerinde de çalışma pozisyonunun getirdiği vücut mekaniğinin yanlış kullanımı, tekrarlanan lomber fleksiyon ve rotasyon hareketleri mekanik bel ağrısı nedeni olabilmektedir.

 

311 diş hekiminde yapılan bir araştırmada % 92′sinin oturarak % 8′inin ayakta çalıştığı tespit edilmiştir.

 

Bel konusunda önemli bir otorite olan Nachemson’un intra diskal basınç çalışmalarından da bildiğimiz gibi ayakta iken intra diskal basınç 100 kp iken oturma ile bu 140 kp’ye, oturduğunuz yerde öne eğilirseniz 175-180 kp’ye çıkmaktadır. Dolayısı ile orturarak çalışmak diş hekimlerinde ciddi intra diskal basınç artışına yol açarak mekanik bel ağrıları içinde en önemlilerinden olan lomber disk herniasyonuna zemin hazırlamaktadır.

 

Konunun detaylarına diğer bölümlerde ayrıntılı olarak anlatıldığı için girilmeyecektir. Fakat ağrıya maruz kalabilecek kişilere öneriler şunlar olacaktır:

 

  • Kişilerin % 80′i yaşam boyunca en az bir kez bel ağrı atağı geçirir.
  • Çoğu mekanik kaynaklıdır.
  • % 80 – 90′i yapılan tedaviden bağımsız 6 haftada iyileşir.
  • % 25 – 50′sinde ilk yıl içinde yeni atak oluşur.
  • Hem hekim – hem hasta için tedavi süresince sağ duyulu olmak esastır.
  • Tedavide alışkanlık yapan ilaç ve ani verilen cerrahi kararından kaçınılmalıdır.
  • Hastaların sadece % 1-5′inde cerrahi endikasyon vardır.
  • Tedavi programları mutlaka hastaya spesifik olmalı ve hastadaki durum değişikliklerine göre modifiye edilmelidir.
  • Bel ağrısı nedeni ile işten uzak kaldıkça işe geri dönme ihtimali azalacağından mümkün olduğunca erken işe dönme konusunda hasta motive edilmelidir.
Bu bilgiler ışığı altında bel ağrısı olan kişi mutlaka doğru uzman hekime başvurmalı ve uygun tedaviyi almalıdır.

 

Uygun tedavi de en önemli konu kişinin ağrı oluşturan aktiviteleri olabildiğince modifiye ederek yaşamını sürdürmesinin sağlanmasıdır. Ayrıca fizik tedavi ajanları, egzersiz programları temel tedaviyi oluşturur.

 

Tüm verilen bilgilere ilaveten yapılan bir çok çalışmada kadın diş hekimlerinde kas-iskelet sistemi yakınmalarının daha çok olduğu gösterilmiştir.

 

Bunun sebebininde kadınların ev işleri, aile sorumluluğunu daha fazla oranda üstlenmiş olmalarının getirdiği ilave yük ve iskelet ve kas yapısının daha narin olması olduğu kanısına varılmıştır.

 

Sonuç olarak, diş hekimlerinde kaçınılmaz olan uygunsuz postürün ciddi kas-iskelet sistemi sorunlarına yol açmamasının sağlanabilmesi için;

 

  • Diş hekimlerine kas-eklem-tendonlarını aşırı zorlamamaları için “vücutlarının farkında olma hissi” verilmelidir.
  • Fiziksel fitnesi arttırıcı yöntemler uygulanmalıdır.
  • Çalışma koşullarına, daha çok eğilinilmelidir.
  • Zararlı psikososyal stres etkenler en aza indirgenmelidir.
  • Hangi prosedürlerin (dolgu, köprü gibi) yakınmaları arttırdığı belirlenerek dental prosedür komponentleri ile ilgili ileri araştırmalar yapılmalıdır.
  • Dental gereçlerin ergonomik dizaynlarını geliştirmede ileri araştırmalar yapılmalıdır.

Ergonomi

Yunanca ”ergon = iş, çalışma”, “nojos = yasa” anlamına gelen kelimelerin birleştirilmesiyle “ Ergonomi” kelimesi elde edilmiştir.

Ergonomi, insanın biyolojik, psikolojik özelliklerini göz önünde bulundurarak insan-makina-çevre uyumunun doğal ve teknik kurallarını araştıran, disiplinlerarası araştırma, geliştirme ve uygulama çalışmaları olarak tanımlanabilir.

 

Ergonomik çalışmaların kökeninde insanın verimini artırmak, makine temposuna ayak uydurmasını sağlamak, dolayısı ile daha çok üretim yapacak duruma getirmek anlayışı vardır. Ancak bu anlayış önceleri insanın bir makine gibi görülmesine yol açmıştır. Daha sonraları sınırlı iş görme gücüne sahip olan insanın, bir makine gibi görülmesinin yanlış olduğu sonucuna varılmış ve üretim artışı uğruna kapasitesinin üstünde çalıştırılan insanın yorularak ya da hata yaparak kazalara neden olacağı, sonuçta üretimi aksatacağı anlaşılmıştır. Günümüzde ise ergonomik çalışmaların hedefi, sadece insanı kazalardan ya da hatalardan koruyarak üretimi aksatmamak değil, aynı zamanda çalışma ortamlarını da insanı mutlu edecek ortamlara dönüştürmektir.

 

Ergonominin konusu iş ve insan ilişkileri ve bu ilişkileri etkileyen çevresel faktörlerdir. İnsan özellikleri, insan-makine ilişkisi, çalışma koşulları, çevresel koşullar bir bütün olarak ergonominin çalışma sahasına girer.

 

Diğer bir tanımla masanızın yüksekliği, sandalyenizin rahatlığı, çalıştığınız yerin havasının nemi, gürültü düzeyi, dinlenme araları, çalışma tezgahının konumu, gösterge düzeni, gösterge-kontrol ilişkisinin uygunluğu, çalışma alanının boyutu, renklerin kullanımı, aydınlatmanın yeterliliği vb. konular ergonominin çalışma konularıdır.

Ergonominin ilgi alanları aşağıdaki gibidir:

  • 1. İnsan özellikleri (duyusal, fiziksel, akıl ve zeka) ve kapasite sınırları
  • 2. Çalışma koşulları (duruş ve hareketler, yorgunluk, gerilim, monotonluk, iş güvenliği, kazalar, motivasyon, vardiya çalışması, çalışma süreleri, otorite, yetki, sorumluluk, grup davranışı, ücret yapısı)
  • 3. İnsan makine ilişkisi (Gösterge-kontrol düzeni, Boyut sorunları, Mekanik sorunlar)
  • 4. Çevresel koşullar (aydınlatma, gürültü, titreşim, sıcaklık, nem, hava akımı, toksik maddeler, buharlar, gazlar, radyasyon, düzen ve temizlik, renk ve manzara)
Ergonomi insanın özelliklerini, yeteneklerini, yeteneklerini geliştirme gücünü ve bu gücün sınırlarını inceleyerek, insandan istenebilecek görevlerin çerçevesini belirler. Bundan sonra çalışanla işi arasında iyi bir uyum sağlar, insanın çalışırken aşırı zorlanmalar yüzünden yıpranmasını önler ve bu uyum sayesinde iş verimini yükseltir.

 

İş sisteminin insan üzerinde yarattığı fizyolojik ve psikolojik hasarların en aza indirilmesinin hedeflendiği ergonomik ortamlarda, aşağıdaki hususlar yerine getirilmeye çalışılır:

 

  • Araç ve gereçler insanın özellik ve yeteneklerine göre tasarımlanır.
  • Çalışma yöntemleri ve çevre koşulları insana uygun duruma getirilir.
  • Yapılan işin anlamlı ve yararlı algılanması sağlanır.
  • Çalışanlara yeteneklerini kullanma ve kendilerini kanıtlama olanağı verilerek, kendilerini değer üretici olarak algılamaları sağlanır.

Ergonomik çalışmaların yönünü ve içeriğini belirleyen iki ölçüt vardır.

  • 1.İnsandan beklenen işin onun yeteneklerinin sınırları içinde olması.
  • 2.İnsan yeteneklerinden optimum düzeyde yararlanılması.

Ergonomi çalışmaları iki farklı alanda uygulanabilir:

  • 1. Ürünün tasarımı aşamasında ergonomik çalışmalar
  • 2. İşyerinin tasarımı yada yerleşimi aşamasındaki ergonomik çalışmalar
Ergonomik uygulamaların başarıyla yerine getirilmesiyle birlikte iş süresi kısalır, yorgunluk-kazalar-işe devamsızlık-malzemenin bozulması-malzemenin israfı azalır, kalite-üretkenlik-kar yükselir. Tıbbi harcamalar en aza iner.

Derleyen: Mehmet Özkan

Sık Görülen Kazalar ve Hastalıklar

Kötü çalışma koşullarında çalışmak zorunda kalanlar el, bilek, eklem, sırt ve diğer organları ilgilendiren ciddi sakatlanmalar ile karşılaşmaktadırlar. Bu sakatlanmalar aşağıdaki nedenlerden oluşabilir:

  • Vibrasyon üreten makinaların uzun süre kullanımı (örneğin havalı çekiç gibi),
  • Ellerin ve kasların dönmesine neden olan görev ve aletler (çekiç, klavye, tornavida…..)
  • Ters yöne güç uygulamalarında,
  • Ellere, bileklere, sırta ve eklemlere fazla yük bindiği hallerde
  • Kolların baş üzerinde çalışmaya zorlandığı zaman,
  • Belin eğilmeye zorlandığı işlerde (ağır kaldırma, yerde çalışma, kazma kürek işi)
  • Ağır yüklerin itildiği veya kaldırıldığı zaman (ağır beden işçileri)
  • Uzun süre aynı pozisyonda kalınarak yapılan işler (büro işleri, şoförlük)
  • Sürekli tekrarlayan stereotipik hareketler (klavye, diş hekimleri)
Sakatlanmalar genellikle yavaş gelişir. Kötü çalışma koşulları ve uygun olmayan el aleti kullanımı sonucunda sakatlanma ve hastalanma süreci çok yavaş gelişir. Fakat bu süreç içinde kötü koşulların yarattığı bazı sinyaller ve belirtiler çalışan tarafından algılanır. Örneğin çalışanın evine gittiği zaman kas ve eklem ağrısı çekmesi gibi. Daha sonra ciddi sorunlar yaratacak bu belirtilerin sebebi mutlaka araştırılmalıdır. Çalışanlar ergonomik kuralların uygulanmadan yapılan işten dolayı karşılaşabilecekleri tehlikeler ve tehlikelerin belirtileri üzerine önceden haberdar edilmelidir.

 

Tekrarlanan işler genellikle kas iskelet sistemi sakatlanmalarına ve hastalıklarına neden olur ve bu tip hastalıklara Repetetive Strain İnjuriler (RSI), kümülatif tavma bozukluğu, yada aşirı kullanım yaralanmaları adı verilir. RSI çok ağrı verici olup kalıcı sakatlıklarla sonuçlanabilir. RSI ın oluştuğu ilk günlerde çalışan iş bitimi sonunda ağrı ve yorgunluk hisseder. İleri durumlarda vücudun etkilenen bölümlerinde yoğun halsizlik ve ağrı duymaya başlar. Boyun, omuz, kol, dirsek, el ve bilek ağrılar en sık rastlanan yakınmalardır. Şikayetler daha sağ taraftadır. Daha da ileri durumlarda bu şikayetler kalıcı olur ve çalışan işini yapamaz duruma gelir. RSI aşağıdaki tedbirlerle önlenebilir:

 

  • İşten kaynaklanan risk faktörleri ortadan kaldırılmalı
  • Çalışma düzeni değiştirilmeli
  • Çalışan daha az hareketli işe verilmeli
  • Tekrarlanan iş sırasında daha fazla mola verilmeli
  • İlgili kaslar güçlendirilmeli
  • Yüzme, yürüyüş gibi egzersizler yaptırılmalı
  • Mümkünse iş değiştirilmeli
Gelişmiş ülkelerde RSI ler önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. RSİ ler tedavisi zor hastalıklardır ve çoğu zaman uzun rehabilitasyon proğramlarına gerek vardır.

 

RSİ sadece işçilerde değil; bilgisayar kullananlarda, diş hekimlerinde, müzisyenlerde, ev hanımlarında, akademisyenlerde de görülür.

Kazalar pahalıya mal olur.

Kazaların önlenmesi harcanan işverenlere paralar ilk başta fazla olarak görülebilir. Ancak bu yatırım uzun vadede iş verimi ve çalışanlara moral getireceği için ilerde işverene kar olarak geri döner.

Temel Ergonomi Prensipleri

İşyeri şartlarının adım adım izlenerek ergonomik prensiplerin uygulanması ve problemlerin çözülmesi gereklidir. Bazen işyeri sürecinde, işyeri ortamında, kullanılan el aletlerinde yapılacak küçük değişiklikler üretim, sağlık ve güvenlik alanlarında büyük değişikliklere neden olabilir. Örneğin aşağıda verilen iyileştirme değişiklikleri gibi:

  • Ayrıntılı işlerin olduğu yakın kontrolün yapıldığı çalışmalarda tezgah ağır işlere göre daha aşağıda olmalıdır.
  • Montaj işlerinde gelen parçalar işe uygun bir pozisyonda olmalı ve çalışan kas gücünün büyük bir kısmını işi için harcamalıdır.
  • El aletleri sakatlanmaya ve kazaya neden oluyor ise değiştirilmeli veya düzeltilmelidir. Çalışanlar bu alanda çok güzel fikirlere sahip olabilirler.
  • İşçinin yaptığı iş uzun süreyle ters harekete, uzanmaya, dönmeye neden olmamalıdır.
  • Çalışanlar uygun kaldırma yöntemleri konusunda eğitilmelidir. İş dizaynı kaldırma ve taşımaları en aza indirecek şekilde planlanmalıdır.
  • Oturarak çalışma en aza indirilmelidir, böylece ayakta çalışma oturarak çalışmaya göre daha az yorgunluk getirir.
  • İş değerlendirilmesi ile tekrarlanan işleri yapan çalışanlar diğerleri ile rotasyona girmeli ve böylece çalışanların aynı kaslarının kullanılması ve sıkıcılık önlenmiş olur.
  • Çalışanlar ve kullandıkları makinalar iyi yerleştirilerek gereksiz performans kayıpları ve vücut zorlamaları önlenmiş olur.

A. Çalışma alanı:

Çalışma alanı çalışanlarin işini yaptıkları alan veya bölgedir. Bu alanda makinalar, kontrollar, masa ve sandalye veya bilgisayar bulunabilir.

 

İyi planlanmış çalışma alanı kötü koşuların oluşturduğu hastalık ve incinmeleri engeller. Çalışma alanı çalışan ile birlikte işin gerektirdiği şartlara göre etkin bir şekilde dizayn edilmelidir.

 

İyi planlanmış bir alanda çalışanın vücudu konforlu ve uygun bir şekilde pozisyon alacaktır. Aksi durumda karşılaşılacak problemler şunlardır:

 

  • Sırt ağrısı ve incinmeleri,
  • RSI gelişmesi (boyun, omuz, kol el ağrıları)
  • Ayaklarda dolaşım bozuklukları; varis, kramp, iskemi

Oluşan problemlerin sebepleri şunlardır:

  • Kötü dizayn edilmiş sandalye,
  • Uzun süre ayakta durma,
  • Uzak bölümlere uzanma,
  • Yetersiz aydınlatma nedeniyle çalışanın işine yakın durması.
Aşağıda işyeri düzenlenmesine ilişkin bazı ergonomik prensipler verilmektedir. Bir çalışma ortamı düzenlenirken vücut ölçülerinin bilinmesi çok önemlidir.

Baş yüksekliği:

  • En uzun boylu çalışanın çalışabilmesi için gerekli alan hazırlanmalıdır
  • Ekran ve kontrol panelleri göz seviyesinin altına yerleştirilmelidir. Çünkü çalışanlar aşağıya doğru daha rahat bakabilirler.

Omuz yüksekliği:

  • Kontrol panelleri insanın beli ile omuz arasına yerleştirilmelidir.
  • Sık kullanılan cisimlerin ve malzemelerin omuz seviyesinin üstüde olmamasına dikkat edilmelidir.

Kol uzanma mesafesi:

  • Malzemeler en kısa kolun yetişebileceği uzaklıkta olmalı ve malzemelere uzanırken eğilme veya bükülme yapılmamalıdır.
  • Uzun boylular malzemelere ulaşırken aşağıya doğru eğilmemelidir.
  • Malzemeler vücudun ön kısmına yakın olmalıdır, geriye dönme bel ve üst ekstremiteyi zorlar

Dirsek yüksekliği:

      • Çalışma yüzeyi yüksekliği yapılan işin niteliğine göre ayarlanarak masanın altında veya üstünde olmalıdır.

El yüksekliği:

      • Kaldırılan malzemelerin el ve omuz yüksekliği arasında olduğuna dikkat edilmelidir.

Ayak uzunluğu:

      • Sandalye yüksekliği ve çalışma yüzeyi yüksekliği (masa veya tezgah) bacak uzunluğuna göre ayarlanmalıdır.
      • Özellikle uzun ayaklılar için rahat hareket edebileceği ve uzanacağı yeterli alan bırakılmalıdır.
      • Ayarlanabilir ayak koyma (istirahat) sayesinde ayaklar sarkmaktan kurtulacak ve vücudun pozisyonu kolay değişebilecektir.

El büyüklüğü:

      • Kullanılan araç gereçler ele tam olarak oturmalıdır. Büyük eller için büyük, küçük eller için küçük malzemeler seçilmelidir.
      • Büyük eller için yeterli hareket alanı sağlanmalıdır.

Vücut ölçüleri:

      • Geniş vücutlu çalışanlar için çalışma alanı yeterli büyüklükte olmalıdır.

Ergonomik işyeri düzeni için bazı öneriler:

    • Her iş yerinde sağ ve sol el kullanımı için araç gereç olmalıdır,
    • Ayakta çalışılan her çalışma alanına sandalye verilmelidir. Periyodik dinlenme ve vücut şeklinin değiştirilmesi uzun süre ayakta durma problemlerini azaltır.
    • Gölge ve yansımalar azaltılmalı ve işyeri iyi aydınlatılmalıdır.

Oturarak Çalışma ve Sandalye Dizaynı

Bugün insanların büyük çoğunluğu iş hayatının önemli bir kısmında oturarak çalışmak zorunda kalmaktadır. Oturarak çalışmak ayakta çalışmaya göre daha avantajlı gözükmektedir, ancak oturarak çalışmanın da bazı ergonomik kuralları vardır.

 

Oturma:

Eğer bir iş yapılırken yeterli çalışma alanı yok ise ve fazla fiziksel aktivite gerekmiyorsa o iş oturarak gerçekleştirilebilir. NOT: Bütün gün oturarak çalışmak vücut ve özellikle sırt için için iyi değildir. Bu nedenle çalışanlar bazen görev değişikliği yaparak ayakta çalışma imkanına sahip olmalıdırlar. Oturarak çalışma için iyi seçilmiş bir sandalye şarttır. Sandalye çalışanın bacak ve genel pozisyonunu kolayca değiştirebileceği özellikte olmalıdır.

Oturarak çalışma sırasında uyulması gerekli ergonomik kurallar şunlardır:

  • Çalışan tüm alanlara rahatlıkla ulaşabilmeli ve bu sırada vücudu eğilip bükülmemelidir.
  • İyi oturma pozisyonu çalışanın önündeki va yanındaki çalışma alana karşı dik olmasıdır.
  • Çalışma masası ve sandalye iyi dizayn edilmeli ve çalışma düzeyi ile dirsek aynı düzlem içinde (aynı yükseklikte) olmalıdır.
  • Sırt dik ve omuzlar rahat olmalıdır.
  • Mümkünse, dirsekler, eller ve kollar için ayarlanabilir destekler kullanılmalıdır.

Çalışma sandalyesi:

Ergonomik gereksinimler için uygun sandalye seçimi gereklidir. Bu amaçla aşağıdaki ergonomik özellikler izlenmelidir;

 

  • Sandalye çalışma masası ve çalışma tezgahı yüksekliğine ve işin performansına uygun olmalıdır.
  • İdeal olarak, oturma yeri ile sırt desteği ayarlanabilmelidir. Ek olarak sırt desteği tilt hareketi yapabilmelidir.
  • Sandalye çalışanın ileri ve geri hareketini kolayca sağlamalıdır.
  • İşçinin masa altında ayaklarını uzatabileceği ve vücut hareketini kolayca değiştirebileceği alan olmalıdır.
  • Ayaklar rahatça yere basmalıdır. Bu mümkün değilse ayak desteği kullanılmalıdır. Ancak ayak desteği diz ve bacak kaslarına uygulanan basıncı elimine etmelidir.
  • Sandalye vücudun alt sırt kısmını destekleyen sırt desteğine sahip olmalıdır.
  • Sandalye rahatça dönmelidir.
  • Sandalyedeki ayak sayısı dengeyi sağlamak amacıyla beş adet olmalıdır.
  • Mümkünse kol destekleri çıkarılabilir olmalıdır. Çünkü bazı işlerde kol desteği rahatsızlık verebilir. Bazı durumlarda kol destekleri çalışanın çalışma tablasına yeteri kadar yakınlaşmasını engeller.
  • Sandalyenin oturma alanı hava alıp verebilen bir kumaş ile kaplanmalıdır.
Yukarıda sayılan ergonomik özellikler özellikte gelişmekte olan ülkelerde çalışanlara ideal bir davranış olarak gelebilir. İçiler ve işverenler için unutulmaması gerekli konu işyerlerindeki bir çok sağlık ve güvenlik problemlerinin yetersiz ergonomik koşullarından kaynaklandığıdır. Ergonominin yeteri düzeyde anlaşılması ile birlikte çalışanlar çalışma ortamlarının değiştirilmesine, işverenler ise, üretim ile ergonomik prensipleri arasında ilişkiyi görmeye başlayacaklardır.

Ayakta Çalışma

Eğer mümkünse uzun süreli ayakta çalışma önlenmelidir. Uzun süre ayakta çalışma sırt ağrısına, ayaklarda şişmelere, kan dolaşım sistemlerinde problemlere ve kas yorgunluklarına neden olur. Aşağıda ayakta çalışma sırasında uyulması gerek kurallar sıralanmaktadır;

  • Eğer bir iş mutlaka ayakta çalışmayı gerektiriyor ise, ek olarak belirli aralıklarla oturabilecekleri bir sandalye veya tabure sağlanmalıdır.
  • Çalışan kollarının uzanabileceği alanlar dışına çıkmamalı ve bu alan dışına ulaşmak için sırtı dönme, eğilme ve uzanma hareketleri yapmamalıdır.
  • Çalışma masası veya tablası farklı yükseklikteki işlere göre ayarlanabilir olmalıdır.
  • Eğer çalışma alanının ayarlanması mümkün değil ise uzun çalışanlar için çalışma tablası destekle yükseltilmeli, kısa boylu çalışanlarin için bir platform üzerinde çalışma sağlanmalıdır.
  • Ayak dinlenme destekleri acı ve ağrı hislerini engelleyecek ve çalışanın pozisyon değiştirebilmesine olanak sağlayacaktır. Ayak yüksekliğinin zaman zaman değişmesi sırt ve bacaklardaki acı ve ağrıları önler.
  • Çalışanlar sert olmayan bir malzeme üzerinde çalışmalıdırlar (mat), Beton veya metal yüzeyler şokları absorbe edici malzeme ile kaplanmalıdır. Yerler temiz, düz ve kaymaz olmalıdır.
  • Ayakta iş yapan çalışanlar alçak topuklu ve tabanı destekli iş ayakkabısı giymelidir.
  • Çalışanlar pozisyonlarını değiştirebilmeleri çalışanın yeterli diz hareketi yapabilmeli ve bu iş için gerekli alan bulunmalıdır.
  • İşçiler işine uzanmamalı ve vücudunun önünde 20-30 cm’lik bir uzaklıkta çalışmalıdırlar.
Çalışma masası yüksekliği uygun yüksekliğe çıkarıldıktan sonra aşağıda sayılan önemli faktörler göz ardı edilmemelidir;

 

  • İşçinin dirsek yüksekliği,
  • Yapılan işin tipi,
  • Üretilen malzemenin boyutları,
  • Kullanılan alet ve edavat.

Ayakta çalışırken unutulmaması gerekli koşullar ise şunlardır;

  • Yüz işe dönük olmalı,
  • Vücut işe yakın olmalı,
  • Eğer bir tarafa dönülecek ise bel ve omuz bükülerek değil, ayaklar üzerinde dönülerek sağlanmalı.

El Aletleri ve Kontrollar

El Aletleri:

El aletleri ergonomik gereksinimlere göre dizayn edilmelidir. Çalışana uygun olarak üretilmemiş el aletleri ve genel olarak aletler olumsuz sağlık etkileri yaratacağı gibi çalışanın üretkenliğini düşürür. Bu problemleri önlemenin ve üretkenliği arttırmanın yolu el aletlerinin çalışana ve işine uygun olmasıdır. İyi planlanmış el aletleri vücudun pozisyonunu ve hareketlerinin bozmadığı gibi üretimi olumlu yönde etkiler.

El aletleri seçiminde dikkat edilecek noktalar şöyle sıralanabilir:

  • Kalitesiz el aleti kullanılmamalıdır.
  • Parmak ve blek gibi küçük kasları çalıştıran el aletleri yerine bacak, kol ve omuz kaslarını gibi uzun kasları çalıştıran el aletleri seçilmelidir.
  • Ağır el aletlerinin sürekli olarak yukarda tutulması engellenmelidir. Uygun dizayn edilmiş el aletleri bilekleri daima vücudun yanında tutmaya imkan verir ve böylece omuz ve kolların kazaya uğramasına engel olur. Ek olarak vücudun eğilmesini, dönmesini önler.
  • Eğer bir malzeme kaldırılacak ise tutacak yeri olmalıdır. Tutacaklar ellere daha fazla uyum sağlar. El ve parmaktaki eklemler üzerine ve avuç içine fazla basınç uygulanmasını önler.
  • Cildin ve parmakların sıkışacağı boşlukların olduğu el aletleri kullanmaktan sakınılmalıdır.
  • Çift tutacağı olan aletleri seçiniz. Makas gibi. Bu aletlerin arası açık olduğu için el sıkışması görülmez.
  • El aletlerinin tutamaklar kolayca kavranmalı, elektriğe karşı izolasyonlu olmalı, keskin kenar ve uçları bulunmamalı ve kaymaya karşı yumuşak plastik ile kaplı olmalıdır.
  • Çıkıntı şeklindeki tutamaklar ellere fazla basınç uyguladığı için seçilmemelidir.
  • Kullanılırken eğilme ve dönme hareketi gerektirmeyen el aletleri satın alınmalıdır.
  • Ağırlık dengesi uygun aletler seçilmelidir.
  • El aletlerinin uygun bakımının yapıldığından emin olunmalıdır.
  • El aletleri sağ ve sol elini kullanan kişiler için fark etmemelidir.

Kontroller:

Kontrol anahtarları, kolları, ve şalterler çalışana ve işin gerektirdiği yapıya uygun olarak düzenlenmelidir. Aşağıda konu ile ilgili olarak bazı öneriler sunulmaktadır:

 

    • Kontrol anahtarları, kontrol kolları ve şalterler makina operatörünün oturduğu veya ayakta durduğu yerden rahatlıkla uzanabileceği yerde bulunmalıdır. Özellikle sık tekrarlana işler için bu özellikler çok önemlidir.
    • İşe uygun olarak yapılmış kontrolleri seçiniz. Örneğin yüksek hızları hassas kontrol etmede el kontrolleri, kuvvet gerektiren kontrollerde ayak pedalları tercih edilmelidir. Operatör başına bir pedaldan fazla kontrol verilmemelidir.
    • İki el ile kumanda edilen kontrolleri seçiniz veya eski kontrolleri iki elle kontrol edilir hale dönüştürünüz.
    • Triger’ler tek parmak yerine birkaç parmak ile işleme sokulmalıdır.
    • Acil kontrol düğmeleri ile normal kontrol düğmeleri arasında belirgin bir fark olmalıdır. Ek olarak acil düğmelerin rengi farklı seçilmeli, fiziksel olarak ayrılmalı, uyarı işareti ile belirtilmeli veya üstü kapalı olmalıdır.
    • Kontroller kazalara neden olmamalıdır. Bu nedenle kontroller arasında yeterli aralık bulunmalı ve belli bir güç uygulanmakla devreye girmeli veya koruyucusu bulunmalıdır.
    • Kontrollerin kullanımı basit bir süreç izlemeli ve her ülkede aynı izlenimi uyandırmalıdır.
Online


www.isyazilim.com

Kısa Yollar