Posts Tagged ‘Bel Ağrılarında Risk Faktörleri ve Korunma Prensipleri’

Duruş ve Duruş Bozuklukları

Duruş (postür) vücut kısımlarının diziliş ve düzenidir. Postür statik veya dinamik olarak ikiye ayrılır. Oturma, ayakta durma, yatma sırasında vücudun duruş şekline statik postür (sabit duruş), hareket esnasında vücudun duruş şekline ise dinamik postür (hareketli duruş) denilir.

Normal postür (duruş) nedir ?

Kas iskelet sisteminde bir zorlanmaya sebep olmayan, vücudun normal eğriliklerinin korunduğu, eklemlere uygulanan kuvvetlerin dengeli dağıldığı duruşa normal postür yada normal duruş denilir.

 

İyi bir postür eğitimi çocukluk yaşından itibaren başlar. Kötü postür hayatın ileri dönemlerinde karşılaşılabilecek birçok romatizmal hastalığın, organ bozukluklarının ve ruhsal bozuklukların sebebi olabilir.

İdeal ayakta durma pozisyonu

Baş dik ileri ve geri eğiklik yapmaksızın yanlardan bakıldığında kulaklar tam omuzlar hizasında olmalıdır. Göğüs dik durmalı bel ve boyundaki çukurluklar normalden fazla veya az olmamalıdır. Karın düz olmalıdır. Omuzlar dik olmalı, çökmüş gibi olmamalıdır.

İdeal yatış pozisyonu

Yatak sert ve düz olmalı, vücut ağırlığı ile yaylanmamalıdır. Baş ve gövde uyum içinde olmalıdır. Yastık çok alçak veya çok yüksek olmamalı, boyundaki çukurluğu destekleyecek kadar olmalıdır. Çok yumuşak yastıklar zararlıdır. Ayrıca çok sert ve yüksek yastıklar başın askıda kalmasına ve boynun zorlanmasına sebep olur.

İdeal oturma pozisyonu

Oturma postürü ayakta durma postürüne göre daha gevşek bir postürdür. İdeal bir oturmada yük her iki kalça üzerine eşit olarak dağılmalı, bel ve sırt dik olmalıdır. Oturulan yer yeterli yükseklikte olmalı, her iki ayak yere eşit olarak temas etmelidir. Çalışma esnasında öne eğilmeyi önlemek için masaya yakın oturulmalı, araba kullanılıyorsa direksiyona yakın olunmalıdır. Sırt ve mümkünse baş, eğimi hafif arkaya bakan bir destekle desteklenmelidir. Otururken kolların bir destekle desteklenmesi omuz ve boyuna binen yükü azaltır.

Sık rastlanan duruş bozuklukları ve sebepleri

Kifoz (kamburluk) : Sırt omurgasının öne doğru eğik olmasıdır. Aşırı kilolular ve gebelerde görülebilir. Düz tabanlık gibi deformiteler, ankilozan spondilit gibi romatizmal hastalıklar, bel çukurluğunda artma, karın kaslarında zayıflık, zayıf sırt kasları, desteklenmeyen iri göğüsler vs kifozun en önemli sebepleridir. Ayrıca göğüslerin çıkması döneminde kızlar öne eğilerek otururlar bu da dorsal kifoza (kamburluk) sebep olur, bu durum daha sonraki boyun, omuz ve sırt ağrılarına zemin hazırlayabilir. Kifoz kürek kemiği hareketlerini etkileyerek düşük omuz, torasik çıkışın daralması (boyundan çıkıp kollara giden damar ve sinirlerin geçtiği dar bir bölge) gibi ilave problemlere yol açabilir. Osteoporoza bağlı çökme kırıklarında ilerlemiş kifoz deformiteleri görülür.

Sırt omurgasının öne doğru eğik olmasıdır. Aşırı kilolular ve gebelerde görülebilir. Düz tabanlık gibi deformiteler, ankilozan spondilit gibi romatizmal hastalıklar, bel çukurluğunda artma, karın kaslarında zayıflık, zayıf sırt kasları, desteklenmeyen iri göğüsler vs kifozun en önemli sebepleridir. Ayrıca göğüslerin çıkması döneminde kızlar öne eğilerek otururlar bu da dorsal kifoza (kamburluk) sebep olur, bu durum daha sonraki boyun, omuz ve sırt ağrılarına zemin hazırlayabilir. Kifoz kürek kemiği hareketlerini etkileyerek düşük omuz, torasik çıkışın daralması (boyundan çıkıp kollara giden damar ve sinirlerin geçtiği dar bir bölge) gibi ilave problemlere yol açabilir. Osteoporoza bağlı çökme kırıklarında ilerlemiş kifoz deformiteleri görülür.

Lordoz (çukur bel) : Beldeki normal çukurluğun artmasıdır. Karın, sırt, kalça kasları ve bağlarındaki dengesizlikler ve güç kayıpları bel çukurluğunu artırır. Gebelikte bel çukurluğu artar. Ayrıca karın kaslarında gevşeklik, aşırı kilo lomber lordozu artırır. Lomber lordonun en önemli sonucu bel ve bacak ağrılarıdır. Ayrıca omurlarda kayma (spondilolistezis) olan hastalarda lombel lordoz (bel çukurluğu) artmıştır.


Beldeki normal çukurluğun artmasıdır. Karın, sırt, kalça kasları ve bağlarındaki dengesizlikler ve güç kayıpları bel çukurluğunu artırır. Gebelikte bel çukurluğu artar. Ayrıca karın kaslarında gevşeklik, aşırı kilo lomber lordozu artırır. Lomber lordonun en önemli sonucu bel ve bacak ağrılarıdır. Ayrıca omurlarda kayma (spondilolistezis) olan hastalarda lombel lordoz (bel çukurluğu) artmıştır.

Kifolordoz (kamburluk ve çukur bel) : Bu kişilerde sırtta kamburluk, belde de çukurluk vardır. Kalça öne doğru eğiktir. Bu hastalarda dizler arkaya eğik, kalçalar ise öne eğiktir. Baş öne doğrudur, ancak kamburluktan dolayı boyundaki çukurluk artmıştır. Bu hastalarda boyun, omuz, sırt, bel ve bacak ağrıları sık görülür.

Bu kişilerde sırtta kamburluk, belde de çukurluk vardır. Kalça öne doğru eğiktir. Bu hastalarda dizler arkaya eğik, kalçalar ise öne eğiktir. Baş öne doğrudur, ancak kamburluktan dolayı boyundaki çukurluk artmıştır. Bu hastalarda boyun, omuz, sırt, bel ve bacak ağrıları sık görülür.

Arkaya eğik bel: Bu duruş bozukluğunda kalçalar önde, dizler geridedir. Sırt belirginleşmiş, göğüs kafesi öne çıkmış ve vücudun ağırlık merkezi ayağın ön kısmına kaymıştır. Bu duruş bozukluğunda omurga (bel, boyun, sırt) ve omuz ağrıları sık görülür.

Bu duruş bozukluğunda kalçalar önde, dizler geridedir. Sırt belirginleşmiş, göğüs kafesi öne çıkmış ve vücudun ağırlık merkezi ayağın ön kısmına kaymıştır. Bu duruş bozukluğunda omurga (bel, boyun, sırt) ve omuz ağrıları sık görülür.

Bu tip postürel bozuklukta arka uyluk kasları zayıf ve uzun, tensor fasia lata kası kuvvetli, iliotibial bant gergindir.

 

Düzleşmiş bel: Bu postürde karın kasları kuvvetli, bel ekstansörleri (doğrultucu kaslar) zayıftır. Kalça ve diz eklemi hiperekstansiyondadır (aşırı doğrulmuş). Kalça fleksörleri (bükücü kaslar) uzun ve zayıf, arka uyluk kasları kısa ve kuvvetlidir. Düzleşmiş belde disklere binen yük arttığı için bel fıtığı riski artar.

Bu postürde karın kasları kuvvetli, bel ekstansörleri (doğrultucu kaslar) zayıftır. Kalça ve diz eklemi hiperekstansiyondadır (aşırı doğrulmuş). Kalça fleksörleri (bükücü kaslar) uzun ve zayıf, arka uyluk kasları kısa ve kuvvetlidir. Düzleşmiş belde disklere binen yük arttığı için bel fıtığı riski artar.

Düşük omuz : Uzun süre masa başında çalışanlar, bilgisayar ve daktilo gibi klavyeli cihaz kullananlar, borsa çalışanları gibi sürekli bir ekran izlemek zorunda kalanlar, çok fazla miktarda el işi (ince iş) yapanlarda sırtta kamburluk, omuzlarda çökme ve yuvarlaklaşma ve boynun öne doğru eğim yapması şeklindeki duruş bozuklukları ile çok sık karşılaşırlar. Bu kişilerde aynı pozisyona maruz kalmaktan ve tekrarlayan mikrotravmalardan dolayı omuz ağrıları, boyun ağrıları, kürek kemikleri arasında ağrı, kol ve el bileği ağrıları çok sık görülür. Bazen ciddi boyun fıtıkları, dejeneratif değişiklikler (boyun kireçlenmeleri), rotator manşon tendinitleri, kümülatif travma hastalığı, karpal tünel sendromu ve torasik çıkış sendromları görülebilir. Uzun süreli kötü ve aynı pozisyonda ders çalışan öğrenci ve akademisyenlerde de benzer tablolar görülebilir.

Uzun süre masa başında çalışanlar, bilgisayar ve daktilo gibi klavyeli cihaz kullananlar, borsa çalışanları gibi sürekli bir ekran izlemek zorunda kalanlar, çok fazla miktarda el işi (ince iş) yapanlarda sırtta kamburluk, omuzlarda çökme ve yuvarlaklaşma ve boynun öne doğru eğim yapması şeklindeki duruş bozuklukları ile çok sık karşılaşırlar. Bu kişilerde aynı pozisyona maruz kalmaktan ve tekrarlayan mikrotravmalardan dolayı omuz ağrıları, boyun ağrıları, kürek kemikleri arasında ağrı, kol ve el bileği ağrıları çok sık görülür. Bazen ciddi boyun fıtıkları, dejeneratif değişiklikler (boyun kireçlenmeleri), rotator manşon tendinitleri, kümülatif travma hastalığı, karpal tünel sendromu ve torasik çıkış sendromları görülebilir. Uzun süreli kötü ve aynı pozisyonda ders çalışan öğrenci ve akademisyenlerde de benzer tablolar görülebilir.Duruş egzersizleri
Ayakta yapılacak egzersizler

Çeneniz geride, başınız dik, kollarınız gövdeye yakın, karın düz olacak şekilde yürümeye çalışınız. Kauçuk tabanlı, kaymayan ayakkabıları tercih ediniz. Yürürken ayaklarınız dışa doğru değil öne doğru baksın.

 

Bir duvara karşı durup kollarınızı kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırın. Bu esnada karnınızı içeri çekerek belinizi düzleştirmeye çalışın. Bu egzersizi yaparken bir kolunuzu kaldırabildiğiniz kadar yukarı kaldırırken, diğer kolunuzu indirebildiğiniz kadar aşağıyı doğru uzatın. Daha sonra kollarınızı değiştirin.

 

Ellerinizi arkadan bel ortasına getirin. Eğilebildiğiniz kadar arkaya eğilmeye çalışın. Bu esnada karın kaslarınızın kasıldığını hissedin.

 

Sırtınızı bir duvara yaslayınız, ayaklarınızı 25 cm kadar duvardan uzağa koyunuz. Dizleriniz hafif bükülü durumda iken baş, omuz ve sırtınızı duvarla temas halinde tutunuz. Bu pozisyonda, duvarla temas halinde iken aşağı-yukarı kayın. Sırt bölgenize plastik bir top koyarak bu egzersizi daha etkili hale getirebilirsiniz.

Oturarak yapılacak egzersizler

Başka bölümlerde anlatılan boyun egzersizleri uzun süre oturmaktan kaynaklanan zorlanmaları dengelemek için kullanılabilir.

 

Otururken omuzlarınızı kaldırabildiğiniz kadar kaldırın. Sonra omuzlarınızı öne, aşağıya ve arkaya hareket ettirerek daireler çizin. Bu hareketi ayakta da yapabilirsiniz.

 

Arkalıklı bir sandalyede yada taburede oturun. Kürek kemiklerinizi orta hatta doğru yaklaştırabildiğiniz kadar yaklaştırın.

 

Arkalıklı bir sandalyeye oturun. Sandalyenin kollarından tutarak sırt bölgenizi sandalyenin üst destek noktasına getirerek geriye doğru geriniz.

Yatarak yapılacak egzersizler

Dizleriniz bükülüyken sırt üstü uzanın. Başınız ve omuzlarınızı yere koyun. Bu esnada kalça, uyluk ve gövdenizi kaldırarak köprü kurun. Bu egzersizi daha sonra sağ ve sol bacağınızdan ayrı ayrı destek alarak tekrarlayın.

 

Dizleriniz bükülü iken sırt üstü yatın. Kalçanız çok hafif kalkarken, karnınızı içe çekin ve bel çukurluğunu yere bastırmaya çalışın.

 

Sırt üstü dizleriniz bükülü iken yatın, kürek kemiklerinizin arasına rulo haline getirilmiş büyükçe bir havlu koyun. Omuzlarınızı aynı anda yere doğru yaklaştırmaya çalışın.

 

Yüzüstü uzanın önce sağ sonra sol kolunuzu havaya kaldırmaya çalışın. Aynı hareketi karnınızın altına bir yastık koyarak kollarınız yanda iken tekrar ediniz. Bu hareketi yaparken sağ ve sola doğru gövdenizi esnetin.

Bel Ağrılarında Risk Faktörleri ve Korunma Prensipleri

  • Hareketsiz iş ve hayat düzeni olanlar (Büro işi vb.)
  • Ağır kaldıranlar, eğilme-bükülme ve dönme hareketini yanlış yapanlar.
  • Uzun süreli araç kullananlar (Şoförler vb.)
  • Doğuştan belinde kayma olanlar.
  • Fazla kilolular, oburlar.
  • Zayıf bel ve karın kasları olanlar.
  • Çok ve sık doğum yapmış kadınlar
  • Vücut mekaniği ve duruşu bozuk olanlar.
  • Ortası çukurlaşmış yataklarda uyuyanlar.
  • Hamileliğin son aylarında olanlar.
  • Yüksek riskli sporlarla uğraşanlar (Halter, kürek vb.)
  • Sigara içenler (Sigara disklerin beslenmesini bozar, sürekli öksürme)
  • Ruhsal ve duygusal gerginlik yaşayanlar. (Stres, Depresyon)
  • Kronik akciğer hastaları
  • Uzun süreli kortikosteroid kullananlar
  • Daha önce bel ağrısı geçirenler
  • Daha önce bele yönelik operasyon geçirenler
  • Boyun ve sırt ağrısı olanlar

BEL AĞRILARINDAN KORUNMA PRENSİPLERİ

Bel ağrılarını önlemek için öneriler:

 

1. Egsersiz ve beslenme:
  • Bel ağrısı yapmayan aerobik egzersizler yapın.
  • Aşırı kilolardan kaçının, eğer varsa aşırı kilolarınızı verin.

2. Uyurken:

  • Yatınca şeklini değiştirmeyen bir yatak seçin.
  • Yan yatarken sırtınıza binen baskıyı azaltmak için dizinizi bükün (diz probleminiz varsa bu şekilde yatmak dizinizde kontraktürlere sebep olabilir)
  • Sırtüstü yatarken dizlerin altına küçük bir yastık koyun (şayet bir diz hastalığınız yoksa).

3. Otururken:

  • Sandalyenizin arkalığında belinizdeki normal kavsi koruyabilecek bir destek bulundurun.
  • Masaya yakın oturun ayağınızı yerle temas ettirin.
  • Araba kullanırken pedallara kolay ulaşabilecek şekilde oturun.
  • Kalçanız ile dizlerinizi aynı seviyede tutun.

4. Ayakta Dururken ve Yürürken:

  • Uzun süre ayakta duracaksanız, sık sık ağırlığı bir bacaktan diğerine aktarın.
  • Mutfakta uzun süre ayakta duracaksanız bir ayağınızın altına bir yükseklik koyun
  • İşinizi kendinizi zorlamayacak bir yükseklik seviyesinde yapın.
  • Dik durun.
  • Ayaklardan birini alçak bir yere koyun.
  • Bastığınız yerin sert zemin olmasına dikkat edin.
  • Sportif, alçak topuklu ayakkabı giyin.
  • Üç doğal kavsinizin hizasını bozmayın.
  • Yürürken yük taşıyorsanız yükün hep aynı elinizde durmamasına dikkat edin. Her iki elde de yük varsa yükleri eşit olarak her iki ele verin.

5-Eğilirken, Yük Kaldırırken

  • Profesyonel haltercilerin yaptığı gibi başınızı dik tutun, bel kavsinizi koruyun.
  • Dizler ve kalçalarınızı kırarak eğilirseniz üç doğal kavsinizin hizasını korumuş olursunuz.
  • Zeminin dengeli olmasına dikkat edin ve kaldıracağınız yüke yakın olun.
  • Çömelin derin bir nefes alın ve nefesinizi tutarak (karın kaslarını bele destek olması için) yüke yapışın.
  • Dönerken belinizi değil ayaklarınızı döndürün.
  • Yükü göğsünüze yapıştırarak beldeki yükünüzü azaltın.
  • Eğilerek değil çömelerek yükü yere koyun parmaklarınıza dikkat edin.
  • Ayaklarınızın arasını biraz açın ve yükü her iki ayağa eşit dağıtın. Kaldıracağınız ağır yük omuz hizasından daha yüksek ise sağlam bir taburenin üzerine çıkarak yükü alın.

Lomber Sipondiloz

Bel bölgesinde 5 adet omur ve omurlar arasında 5 adet disk vardır. Bel bölgesi vücudun esnekliğini ve hareketliliğini sağlar. Ayrıca beyinden çıkıp omurilik yoluyla taşınan ve buradan bacaklara uzanan sinirlerin geçiş yeridir. Bel bölgesinde iki adet önemli sinir vardır. Arkada siyatik sinir, bacağın ön tarafında ise femoral sinir. Siyatik sinir ayak ucuna kadar uzanır ve vücudun en uzun ve en kalın siniridir.

 

Belin en hareketli bölgesi (L4-5 ve L5-S1 ) bölgeleridir. Bu nedenle bel fıtığı, kireçlenme gibi yaşlanma ve yıpranmaya bağlı hastalıkların çoğu bu aralıkta görülür.

Bel kireçlenmesi denince başlıca 3 değişiklikten bahsedilir.

 

  • Disklerde yaşlanma ve yıpranmalar, fıtıklar
  • Omur gövdesinde kemiksi çıkıntılar(osteofitler) ve yaşlanmalar
  • Arka tarafta omur çıkıntıları arasında iki adet faset eklemi arasında yozlaşmalar, yıpranmalar, kemiksi çıkıntılar ( osteofitler )
Kimlerde görülür?
Bel kireçlenmeleri daha çok orta ve ileri yaşlarda görülen hastalıklardır. Her iki cinste de görülür. Genetik faktörlerin önemli bir rolü vardır. Ayrıca, ağır bedeni işler yapanlar, trafik kazası geçirenler, daha önce bel fıtığı geçirenler, bele yönelik operasyon geçirenler, ve sporcularda daha sık görülür.

 

Belirtileri nelerdir?
Hastalığın şiddetine, kireçlenen bölgenin yerine göre bulgu ve belirti verir. Bel ağrıları, bel tutukluğu, bel hareketlerinde sertlik ve kısıtlılık olabilir. Ayrıca belden bacağa vuran siyatalji (siyatik) ve femoral nevralji şeklinde ağrılar olur. Ayrıca ağrılar kalça bölgesine yayılabilir.

 

Lomber spondiloz genellikle vücudun başka bölgelerindeki kireçlenmelerle birlikte olduğunda bu bölgelere ait belirtiler görülür.

 

Bu hastalarda boyun fıtığı, kireçlenme gibi boyun omurgası hastalıkları oldukça sık görülür. Eğer kireçlenmeye bağlı olarak omurilik kanalında daralma (stenoz ) oluşmuşsa bacaklarda uyuşmalar, yürüme mesafesinin azalması, özellikle yokuş aşağı ve merdiven inerken uyuşma ve ağrılar olur. Ayrıca, bu hastalarda, bacaklarda kramplar, yanmalar ve karıncalanmalar olur.

 

Bel kireçlenmelerinin tedavisi
Ağrılı dönemlerde istirahat, bele sıcak ve soğuk uygulamalar:

 

  • Kas gevşetici, ağrı kesici ve antiromatizmal ilaçlar denenebilir.
  • Bel kaslarını kuvvetlendirici egzersizler, karın kaslarına yönelik egzersizler
  • Beli zorlayıcı hareketlerden kaçınmak
  • Yüzeysel ısıtıcı, derin ısıtıcı, elektroterapi ve traksiyon gibi fizik tedavi uygulamaları, kaplıcalar.
  • İyi seçilmiş vakalarda cerrahi olarak sinirlere baskı yapan lezyonların çıkarılması

Spınal Stenoz

Spinal stenoz ; doğuştan ya da sonradan olma nedenlerle omurilik kanalının ve/veya omurilikten çıkan sinirlerin geçtiği sinir kanallarının daralmasıdır. Spinal stenoz boyun ve bel omurgasında görülür. Boyun bölgesindeki Spinal stenoz servikal miyelopati olarak adlandırılır. Bu sebeple Spinal stenoz den bahsedilince genellikle bel bölgesindeki stenoz anlaşılır. Spinal stenoz bel ve bacaklarda ağrıya yolaçan sık rastlanan bir hastalıktır.

Spinal stenozun sebepleri
  • Yaş : Yaş ilerledikçe omurgadaki kemikleri birbirine bağlayan bağlar kalınlaşır, yine yaşlanmaya bağlı olarak osteofitler oluşur ve omurilik kanalını daraltır. Diskteki yozlaşma sonucu disk yüksekliği azalır ve disk genişleyerek kanalı daraltır. Faset eklemlerdeki yaşlanma ve kireçlenmeye bağlı yozlaşmalar omurilik kanalını ve sinir kanalını daraltarak Spinal stenoz belirtilerine yolaçar.
  • Kalıtım : Omurilik kanalı doğuştan dar olanlarda çok daha erken yaşlarda Spinal stenoz belirtileri görülebilir. – Geçirilmiş omurga ameliyatları ve travmaları daha sonra yıpranma ve yozlaşmalara sebep olarak omurilik kanalını daraltabilir.
  • Bel omurlarındaki kan akımı değişiklikleri
Spinal stenozun belirtileri
  • Hareketle artan, dinlenmekle azalan ağrı, ağrı öne doğru eğilmekle kısmen azalır, geriye doğru kaykılmakla artar. Hasta yokuş ya da merdiven inerken daha çok rahatsız olur.
  • Bacaklarda uyuşma, karıncalanma, üşüme, sıcak hissetme, güçsüzlük, yorgunluk.
  • Beceriksizlik, sık düşme, yürürken ayakucunun takılması.
Spinal stenozda teşhis
Spinal stenozun kesin teşhisi için MR ve TOMOGRAFİ gibi ileri tetkik metodları gereklidir.
Tedavi
Spinal stenoz tedavisi zor bir hastalıktır.
  • Lomber fleksiyon egzersizleri spinal kanalın çapını kısmen genişletir.
  • Anti-romatizmal ilaçlar
  • Kilo verilmesi
  • İstirahat
  • Fizik tedavi
  • Epidural steroid uygulamaları
  • Cerrahi : Spinal stenoz hastaların çoğunda cerrahi dışı tedaviler sonuç vermez. İyi seçilmiş hastalarda cerrahi müdahale sinirlere olan baskıyı ortadan kaldırarak hastanın normal bir hayat sürmesine yardımcı olur.

Bel Omurlarında Kayma

Omurganın başlıca iki kısmı vardır. Omur gövdesi ( vertebral korpus ) ve arka elemanlar. Arka elemanlar omur korpusunun arka tarafında bir kanal oluşturur. Bu kanallar birleşerek omurilik kanalını (spinal kanal ) oluşturur. Ayrıca arka elemanlar alttaki ve üsteki omurlarla da faset eklemler adı verilen eklemlerle bağlantı kurarlar. Omur gövdeleri arasında diskler vardır. Bu yapı omurganın esnekliliğini sağlar.

Bazen doğuştan yada sonradan olma sebeplerle omurganın arka tarafını gövdeye bağlayan kısımlarda (pedikül ) bir defekt olur. Bu defekte spondilolizis adı verilir. Spondiloliz sonucunda omurlara uygulanan kuvvetler üstteki omurun alttaki omur üzerinde öne doğru kaymasına sebep olur. Bu olaya spondilolistezis ( omur kayması ) adı verilir.

 

Spondiloliz ve spondilolistezis toplumun % 5-6 sında görülür. En çok belin en alt iki omurunda görülür. Çünkü bu bölge en fazla makaslama kuvvetine maruz kalan bölgedir.

 

Belirtileri nelerdir ?
Hastaların bir kısmında hiçbir şikayet ve belirti yoktur. Büyük çoğunluğunda belde ağrı, bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi diğer benzeri sebeplerle aynı şekilde ağrı ve şikayetlere yol açar.

Teşhis

Röntgen filmleri, tomografi, MR kaymanın derecesini gösterir. Çoğu hastada röntgen filmleri yeterlidir. Bel kayması olan hastalarda bel fıtığı, bel kireçlenmesi, omurilik kanal daralması, gibi diğer bel ağrısı sebepleri de olabilir.

Tedavi

Bel ve karın kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik egzersizler tedavinin en önemli unsurudur. Ancak egzersizlerden sonuç alınamaması durumunda sabırlı olmak gerekir.

 

Ağrı kesiciler kas gevşeticiler, antidepresan ilaçlar kullanılabilir. Paravertebrel ve epidural enjeksiyonlar geçici iyilik sağlayarak hastaya rahatlık sağlar ve rehabilitasyon için zaman kazandırır. Bel korseleri ve breysler ağrıyı azaltabilir. Hastaların çok azında laminektomi ve füzyon gibi cerrahi yaklaşımlar gerekir.

Başarısız Bel Cerrahisi Sendromu

Bel fıtığı ve bele yönelik cerrahi müdahalelerden sonra birçok hastada çeşitli sebeplere bağlı olarak ağrılar oluşmaktadır. Bu duruma başarısız bel cerrahisi sendromu yada yetersiz bel cerrahisi sendromu adı verilir.

Sebepleri nelerdir?
Tekrarlayan bel fıtığı ve yara iyileşmesinden kaynaklanan hipertrofik nedbe dokusu (yara iyileşmesinden kaynaklanan sert ve sinirleri sıkıştıran bir doku) bel fıtığı ameliyatlarından sonra görülen bel ağrısı ve bacak ağrısı ( siyatalji ) sebeplerinin en önemlileridir. Bir yıldan uzun süren ağrılar yara iyileşmesine bağlı nedbe dokusuna, ani başlayan bel ve bacak ağrıları ise tekrarlayan bel fıtığına bağlanır.

 

Başarısız bel cerrahisi sendromu (BBCS) bel fıtığı ameliyatı geçiren hastaların % 10-40’ ında görülür. BBCS tedaviye dirençli ağrıya ve fonksiyon kaybına yol açar.

 

Operasyon bölgesinde omuriliği çevreleyen zarlardaki yapışıklıklar ve büzüşmeler ( epidural yapışıklık ve nedbe ) bel fıtığı ve diğer bel operasyonlarından sonra sık görülür. Epidural yapışıklık ve skarları görüntülemek zor olabilir bu hastalıklar ancak ilaçlı MR ve tomografi ya da myelografi ile görüntülenebilir.

 

BBCS’dan kaçınmak için bel operasyonuna karar verirken hastanın her yönden değerlendirilmesi (ruhsal durum, kas yapısı, kilo, kronik hastalıklar, meslek, fıtık seviyesi ve/veya seviyeleri, olayın kronikliliği vs) gerekir.

 

BBCS’dan sonra ikinci bir cerrahi müdahaleden kaçınılmalıdır. İkinci bir cerrahi müdaheleden sonra hastaların %20 si düzelir, %20 si kötüleşir, %60 ı aynı kalır. Hasta seçimine özen gösterilirse iyi olma oranı artar. Bel omurgasına yönelik 4. operasyonu geçiren hastalarda ise iyileşme oranı %5, kötüleşme oranı ise %50 dir.

 

Belirtileri nelerdir?
BBCS da bel ağrısı ve siyatalji artar, çok hafif fiziksel aktivite bile ağrılara yol açar, egzersiz toleransı azalır. Gece krampları, ayaklarda ve bacaklarda uyuşma ve karıncalanmalar olur. %10 kadarında idrar yapma problemleri olabilir. Hastaların bir kısmında hafif bir ateş yada ateş basmaları olabilir

.

Ameliyattan hemen sonra hastaların hala ağrısı devam ediyorsa; ya sinirlere baskı yapan fıtık tamamen alınamamıştır yada yanlış seviyeden ameliyat yapılmıştır. 6 aydan sonra başlayan ağrıda tekrarlayan fıtık, ameliyattan 1-6 ay sonra başlayan ağrıda araknoidit (omurilik zarlarında iltihap) ve enfeksiyon düşünülmelidir.

 

Bacak ağrısı ön planda ise fıtık ve omurilik kanalı daralması, bel ağrısı ön planda ise instabilite düşünülür. Tümör durumunda hastada ateş, zayıflama, gece ağrıları gibi belirtiler olur. İnstabiliteyi değerlendirmek için ağırlık altında röntgen çektirilmeli, tümör şüphesi için sintigrafi çektirilmelidir.

 

BBCS da tedavi
Bu hastaların çoğu bir rehabilitasyon hastası olarak kabul edilmelidir. BBCS nin tedavisi oldukça zordur. Ağrının sebebine göre tedavi yapılmalıdır.

 

İnstabilite varsa spinal füzyon ameliyatı yapılmalıdır. Tekrarlayan bel fıtığında egzersiz, fizik tedavi, epidural steroid ve gerekirse cerrahi tedavi uygulanır.

 

Spinal stenozda laminektomi ameliyatı yapılır. Epidural skar (nedbe) dokusu varsa epidural steroid, fizik tedavi, egzersiz programları uygulanmalıdır ancak tedavi kolay değildir.

 

Araknoidit durumlarında, epidural tedavi, TENS, bel korseleri, antidepresan ilaçlar ve egzersiz yaptırılır.

Doğumsal Anomaliler

Bel omurlarının bir eksik veya fazla olması, faset eklemlerinin aynı düzlem üzerinde olmaması gibi doğumsal bozukluklar belin biyomekaniğini bozarak ağrılara yada yaşlanmaya bağlı bozuklukların erkenden ortaya çıkmasına sebep olabilir. Genellikle 20-30 yaşlarında bel ağrısı başlar. Uzun süreli ayakta durma ağrıyı arttırır. Bu hastalarda hekim tarafından önerilen egzersizler bazen tek başına yeterli olabilir.

Bebek Bakan Annenin Bek ve Sırt Ağrılarından Korunması

Doğumdan sonra ağırlığı 3-3.5 kg olan, daha sonra ağırlığı 10 kg’a kadar çıkan bebeğin günde en az 20-50 defa kucağa alınması, emzirilmesi, altının değiştirilmesi, bakımının yapılması düşünülürse annelerin ne kadar bel ve sırt ağrısına yakalanma riskinin olduğu kolayca görülür. Tekrarlayan hareketler, eğilip doğrulma, uyanma, uykusuzluk, çocuktan kaynaklanan stresler annenin kaslarını yorar ve onu bir çok ağrılı duruma yatkın hale getirir. Bunun için koruyucu bir program uygulanması oldukça önemlidir. Daha önce bel ağrısı geçiren anneler için bu program çok daha fazla önem arz eder.

 

  • Doğum sonrası annenin günde en az 3 defa 10 dk egzersiz programı yapması çok uygun olacaktır.
  • Bel hastaları, sırt kasları ve karın kaslarını güçlendirmeleri çok önemlidir, ayrıca boyun ve omuz kasları da ihmal edilmemelidir.
  • Doğum sezaryenle yapılmışsa 10-15 gün dinlenilmelidir. Egzersiz yapılmamalıdır. Bu sürenin sonunda egzersizlere başlanmalıdır.
  • Doğumdan 1.5-2 ay sonra doğum öncesi kiloya dönülmelidir.
  • Bebek kollar uzatılarak değil göğüse yakın bir mesafeden kucağa alınmalı, anne aynı zamanda eğilmemeye dikkat etmelidir.
  • Anne bebeği kucağına almak için dizlerini bükmeli, çocuk kucağa alınmadan önce karın kasları gerilmeli çocuğu kaldırmak için bacak kaslarını kullanmalıdır.
  • Çocuk alınırken ve oturtulurken mama sandalyesinin tepsisi çıkarılmalıdır.
  • Çocuk karyolasına konulurken ve alınırken karyolaya olabildiğince yakın durulmalıdır.
  • Anne yürüyüşe çıktığı zaman bebeği kucağında değil önünde veya arkasındaki bir askıda taşımalıdır
  • Anne çocuğu kalçasının üzerine yük gelecek şekilde taşımamalıdır. Bu şekilde taşıma dengeyi bozarak bel kaslarına fazla yük binmesine sebep olur. Bunun sonucunda bel, sırt ve bacak ağrıları görülebilir
  • Emzirme esnasında bebeğin üzerine eğilinmemeli bebek yukarı bir yerde tutulmalıdır.
  • Kullanılan otomobil mutlaka 4 kapılı olmalıdır. Bebek otomobile bindirilirken ve otomobilden alınırken arabaya çok yakın olunmalıdır.

Çocuklarda Bel Ağrıları

Çocuklarda bel ağrılarının en sık rastlanan sebebi, sportif zorlanmalar sonucu oluşur ve genellikle 1-2 haftalık istirahat ile geçer. Çocukluk çağındaki bel ağrıları 4 haftayı geçerse daha ciddi olarak incelenmelidir. Çocukluk çağında uzun süren bel ağrılarının daha ciddi ve daha ağır sebepleri olabilir.

 

Aşağıdaki durumlarda bel ağrılarının altında ciddi bir sebep aranmalıdır.

 

1. 4 haftadan uzun süren ağrılar (dinlenmeye rağmen)
2. ağrı inatçı ise, çocuğun aktivitelerini kısıtlıyorsa
3. ateş öksürük idrar ve barsak değişiklikleri, adet düzensizliği varsa
4. ağrı bir yada her iki bacağa yayılıyorsa
5.okul öncesi çocukta bel ağrısı varsa
6. trafik kazası, düşme gibi bir travma olmuşsa
7. gece ağrısı belirginse
Bu 7 özellikten biri varsa aşağıdaki tedbirler yaptırılmalıdır

 

1. Tam kan, sedimantasyon, CRP

 

2. bel ve pelvis röntgeni

 

3. enfeksiyon ve tümör şüphesi varsa sintigrafi

 

4. MRI, bilgisayar tomografi ,

 

Çocuklarda bel ağrısının en sık rastlanan sebepleri şunlardır;

 

1. Travma: 1–2 hafta içinde geçen kas zorlanmaları, ağırlık kaldırma, ters hareketler, spor zorlanmaları; daha ciddi travmalar omurga kırıklarına yol açabilir.

 

2. Enfeksiyon: Diskiitis (disk aralığı iltihabı), okul öncesi çocuklarda sık görülür, ani başlar, ateş vardır, ayakta durma ve oturma pozisyonunda ağrı artar. Şayet tedavi edilmezse osteomiyelite sebep olabilir. Sintigrafi, MRI ve röntgenle teşhis edilir.

 

3. Spondiloliz ve spondilolistezis (bel omurgalarında kayma); daha çok kız çocuklarında görülür.

 

4. Scheurman hastalığı; ileri çocukluk ve delikanlılık dönemlerinde görülür. Sırtta düzleşme ve kamburlaşma vardır. Daha çok erkeklerde görülür.

 

5. Jüvenil romatoid artrit ve ankilozan spondilit.

 

6. Kemik tümörleri :

 

  • osteoid osteoma
  • osteoblastoma
  • eozinofilik granüloma
  • anevrizmal kemik kisti
  • lösemi

Osteoporoz Nedir?

Osteoporoz kemiklerin kütle kaybetmesine yol açan ve en yaygın görülen kemik metabolizması hastalığıdır. Kemiklerin kütlesinin azalması kolaylıkla kırılabilmesine neden olmaktadır. Kemik kütlesi yanında osteoporozda iskelete ait ikinci önemli faktör kemik kalitesidir. Kemik kalitesinde yetersizliğe yol açan en önemli neden ileri yaştır. Yaş ilerledikçe aynı kemik mineral yoğunluğunda dahi kırık riski daha yüksektir. Osteoporozun kelime anlamı; osteo (kemik) poroz (delikli) kelimelerinin birleşmesinden oluşur, delikli kemik halk arasında kemik erimesi olarak bilinir.

 

50 yaşın üzerinde her 8 kişiden 1′ inde osteoporoza bağlı omurga kırığı gelişmekte olup bu oran yaş ile birlikte artmaktadır. Kalça kırığı 70 yaşın üzerindeki her 3 kadından ve her 9 erkekten 1′ inde görülen önemli bir sağlık problemidir. Osteoporotik kırıklar olarak tanımlanan kırıklar; el bileği, omurga ve kalça kırıklarıdır. Bu kırıklar kişinin fiziksel, psikolojik ve sosyal durumu ile sağlıkla ilgili yaşam kalitelerini olumsuz olarak etkilemektedir

Osteoporozdan etkilenen insanların %80′i kadınlardır. Kadınlarda daha sık rastlanan Romatoid artrit gibi iltihaplı romatizmaların varlığı ya da kortizon, tiroksin gibi ilaçların kullanımı halinde osteoporoz riski artmaktadır. Erkek osteoporozu da özellikle son yıllarda klinik tıpta önemli bir sorun olarak görülmektedir. Tüm vertebra korpus kırıklarının %14′ü ve yine tüm kalça kırıklarının %25-30′u erkeklerde görülmekte ve önemli bir oranda hastalık ve ölüm nedeni olabilmektedir. Osteoporozun kadınlara oranla erkeklerde daha nadir görülmesinin nedenleri arasında erkeklerdeki kısa yaşam beklentisi, iskelet gelişimi sırasındaki yüksek kemik kütlesi oranı ve kemik yıkımını hızlandıran menapoz eşdeğeri bir durumun olmaması sayılabilir.

 

Kemik yaşam boyu sürekli yapılan, yıkılan canlı bir dokudur. Yaşam süresince eski kemik yıkılır ve bunun yerini yeni kemik alır. Kemik bal peteği görünümünde olup başta kalsiyum olmak üzere önemli mineralleri depolar. Yirmi-yirmibeş yaşlarına kadar yiyeceklerden alınan kalsiyumun kemiği yenileme kapasitesi kemiğin yıkım hızından daha yüksektir. Otuzlu yaşlarda tepe kemik kütlesi adı verilen en yüksek kemik kütlesine ulaşılır. Bu dönem kemiğin en güçlü olduğu dönemdir. Tepe kemik kütlesini etkileyen faktörler büyüme sırasında rol oynayan genetik program, mekanik yüklenme, beslenme ve hormonal faktörlerdir. Büyüme esnasında optimal kemik birikimi için yeterli kalsiyum alınmalı, normal östrojen salgılanmalı ve yeterli vücut ağırlığı olmalıdır. İleri dönem yaşlardan ziyade büyüme esnasında mekanik yüklenme de önemli rol oynamaktadır.

 

Kırk yaş civarında kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Bu kayıp menapozdan sonra kadınlarda östrojen hormonunun seviyesinin düşmesine bağlı olarak hızlanmaktadır. Menapozdan sonraki ilk 5 yıl kemik kütlesinin en hızlı kaybedildiği zaman dilimidir. Bu dönemde kadınlar her yıl kemik kütlerinin %3′ünü kaybedebilirler. Hızlı kayıp döneminin sonlarında 60 yaş civarında osteoporozun ilk belirtileri; kamburlaşma, boy kısalması, yaygın sırt ağrıları ya da ufak bir zorlama sonucu oluşan kırıklar şeklinde ortaya çıkar.

RİSK FAKTÖRLERİ

Genç bir erişkin iken ulaştığımız tepe kemik kütlesi ve yaşlanmaya başladığımızda oluşması beklenen kemik kaybının hızı osteoporoz gelişme riskimizi belirler. Kimlerin önceden bu hastalığa yakalanacağı önceden öngörülememektedir. Ancak hastalığa yakalanma riski aşağıdaki durumlarda artmaktadır:

 

  • 45 yaşın altında doğal ya da cerrahi menapoz
  • Kadın olmak
  • İleri yaş
  • Ufak tefek zayıf yapıda ve beyaz tenli olmak
  • Ailede osteoporotik kırık öyküsü (Özellikle annede kalça kırığı)
  • Daha önce kırık geçirmiş olmak (Ön kol kırığı gibi)
  • İnflamatuar (iltihaplı) eklem hastalığı yada astım varlığı
  • Kemik yıkımını hızlandıran ilaçların kullanımı (kortizon,guatr ilaçları,sara ilaçları,heparin vb)
  • Kalsiyumdan fakir beslenme, yetersiz D vitamini
  • Sigara içme, alkol kullanımı, fazla kahve tüketimi
  • Aşırı tuz, protein alımı
  • Düzenli egzersiz yapma alışkanlığının olmayışı
  • Erkeklerde düşük testosteron düzeyi
  • Uzun süreli yatak istirahati
  • Bunama
  • Kronik böbrek yetmezliği
  • Malabsorbsiyona neden olacak gastrointestinal sistem sorunları
  • Tirotoksikoz (tiroid hormonunun fazla salgılanması)
  • Hiperparatiroidi (paratiroid hormonunun fazla salgılanması)
Yukarıdaki faktörlerden bir ya da birden fazlası sizde var ise osteoporoza yakalanma ve kırık riskiniz yüksektir. Osteoporoz riskiniz olup olmadığını anlamak için Uluslararası Osteoporoz Vakfı tarafından hazırlanan BİR DAKİKALIK OSTEOPOROZ RİSK TESTİ ‘nden yararlanabilirsiniz.

 

  • 1) Anne veya babanızda basit bir zorlanma veya hafif bir düşme sonrasında kalça kırığı oldu mu ?
    Evet Hayır
  • 2) Sizde basit bir zorlanma veya hafif bir düşme sonrasında kalça kırığı oldu mu ?
    Evet Hayır
  • 3) Üç aydan uzun bir süre kortizon içeren ilaç kullandınız mı ?
    Evet Hayır
  • 4 Boyunuzda 3 santimetreden fazla kısalma oldu mu ?
    Evet Hayır
  • 5) Fazla miktarda alkol tüketiyor musunuz ?
    Evet Hayır
  • 6) Günde 20′ den fazla sigara içiyor musunuz ?
    Evet Hayır
  • 7) Sık olarak diare-ishal sorununuz oluyor mu? (Çölyak veya Crohn hastası mısınız ? )
    Evet Hayır

    • Kadınlar için

  • 8) Menapoza 45 yaşından önce mi girdiniz ?
    Evet Hayır
  • 9)Regl düzeniniz 12 ay süre ile aksadı, kesintiye uğradı mı ?
    Evet Hayır

    • Erkekler için

  • 10) Testosteron seviyesinde azalmaya bağlı impotans veya libido kaybınız oldu mu ?
    Evet Hayır

Eğer bu sorulardan birine yanıtınız evet ise bu konu ile ilgili bir uzman hekime başvurunuz.

 

Kadınların kemik kütlesi erkeklere oranla %20-30 daha azdır. Bu nedenle erkeklere nazaran osteoporoza yakalanma riski kadınlarda daha fazladır. Ancak ileri yaşlarda özellikle 70 yaşın üzerinde her iki cinste de kalça kırığı riski artmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Astım ve iltihaplı eklem romatizmalarında kullanılan kortizon gibi ilaçlar, kemik kütlesini azaltan ilaçların en önemlileridir. Kemik kaybının miktarı bu ilaçların dozuna ve kullanım sürelerine göre değişmektedir. 7.5 mg’ın üzerinde uzun süreli kullanım (3 aydan uzun süre ) kırık riskini arttırmaktadır. Kortizon kemik yıkımını hızlandırır. Östrojen seviyelerini düşürür, kalsiyumun barsaktan emilimini azaltarak osteoporoza neden olur.

 

Kortizon dışında osteoporoz riskini arttıran ilaçlar: Guatr hastalığı tedavisinde kullanılan tiroksin, sara hastalığında kullanılan antiepileptikler ve kanın pıhtılaşmasını engellemek için kullanılan heparin gibi ilaçlardır. Bu ilaçları kullananlarda muntazam aralıklarla KMY (kemik mineral yoğunluğu) ölçümü yapılmalıdır.

 

Osteoporoz ve osteoporotik kırıklar için risk faktörlerinin tanımlanması ile yüksek risk altındaki bireyler ortaya çıkarılabilir ve böylece değiştirilebilen risk faktörleri ile ilgili düzenlemeler yapılarak kırıklar önlenebilir. Bireyin kırık riski bütün bu faktörlerin net sonucudur. Bu faktörlerin önemi iskeletteki bölgeye, bireyin içinde bulunduğu yaşamsal dönemlere ve bireyden bireye değişiklik gösterir.

OSTEOPOROZDAN KORUNMA

Osteoporozdan korunmanın başlıca yöntemi; tepe kemik kütlesine erişinceye kadar olan dönemde güçlü, sağlam kemik yapıyı oluşturmak ve sonraki yaşlarda kaybı engellemektir.

 

Yeterli ve güçlü kemik kütlesine sahip olursak ileri yaşlardaki kaybımızı daha az problem ile atlatabiliriz. Kemik kütlesi genetik faktörlere bağlı olarak değişebilirse de yaşam biçimimizi akıllıca düzenleyerek osteoporozu yavaşlatabilir ve hatta engelleyebiliriz.

 

Daha sonraki hayatınızdaki kaybı en aza indirebilmek için 35 yaşına kadar mümkün olduğunca en yüksek kemik kütlesine sahip olabilecek önlemleri almalısınız.

 

Aldığınız kalsiyum miktarını arttırın

 

Kalsiyum sadece kemik sağlığı için değil, diğer vücut fonksiyonları içinde gerekli bir mineraldir. Vücudumuz kanda belirli bir miktar kalsiyum bulundurmak zorundadır. Kaslarımızın kasılması, kalp ritmi ve normal kan akışkanlığı için kalsiyuma ihtiyaç vardır. Bunlar kalsiyumun kemik yoğunluğu üzerindeki etkisinden daha öncelikli fonksiyonlarıdır. Bu fonksiyonları yerine getirebilmek için yeterli kalsiyum almıyorsak vücudumuz depoları yani kemikteki kalsiyumu kullanacaktır.

 

Ne kadar kalsiyuma ihtiyacınız olduğu cinsiyetinize, yaşınıza ve osteoporoz riskinize bağlıdır. Kalsiyum ihtiyacı ergenlikte, hamilelikte, emzirme döneminde ve menapozdan sonra artmakta günlük 1000-1500 mg’ a çıkmaktadır. Özellikle çocukluk ve adolesan dönemde süt ve sütlü gıdalardan zengin beslenen kişilerde osteoporotik kırık riskinin azaldığı gösterilmiştir. Kalsiyum desteğinin tepe kemik kütlesinin oluştuğu büyüme döneminde yapılmasının yararı tartışılmaz. Büyüme sırasında yeterli kalsiyum alınmazsa genler tarafından programlanan iskelet yapımının doruk noktasına ulaşamadığı savunulmaktadır . 9-20 yaşları kemik kütlesini doruk seviyeye ulaştırmada önemli bir dönemdir. Bu gibi özel durumların dışında günlük gereksinim 800 mg kadardır. Bir bardak sütte yaklaşık 250 mg kalsiyum bulunmaktadır. Ne yazık ki birçok kadın günlük 500 mg’ın altında kalsiyum alma alışkanlığındadır.

 

D vitamini kalsiyumun barsaktan emilimine ve kemikler tarafından depolanmasına yardımcı olan bir hormondur. Günlük ihtiyacımız olan miktar 400-800 İU’dur. Güneş ışığının etkisi ile ciltte, karaciğerde ve böbrekte sentezlenerek aktif D vitamini haline dönüşür. Kış aylarında, güneş ışığından yeterli yararlanamama durumlarında sentezi azalmaktadır. İleri yaşlarda özellikle böbrekten yapımının azalması yaşlanma sonucu osteoporozun artmasına yol açan önemli bir durumdur.

 

Kalsiyum kaynağı olan yiyecekler:

 

Süt ve süt ürünleri en önemli kalsiyum kaynaklarıdır. Süt, yoğurt ve peynir en fazla kalsiyum içeren gıdalardır. Bir bardak süt günlük ihtiyacımızın 1/4′ünü sağlar. Yağ ve kaloriden kaçınmak için düşük yağ içeren süt ve süt ürünleri kullanılabilir . Kalsiyumdan zengin diğer gıdalar; yeşil sebzeler, kabuklu deniz hayvanları, sardalya balığı, soya fasulyesi, fındık, badem, pekmez, kalsiyum ile zenginleştirilmiş meyve suları, ekmekler v.s olarak sayılabilir.

 

Yiyecek Ölçü Kalsiyum(mg)
Yağlı süt 1Su Bardağı 291
Yağlı yoğurt 1 Kap 400
Beyaz peynir Kibrit Kutusu 190
Kaşar-çedar-permesan peynir Kibrit kutusu 200-300
Ayran 1 Su Bardağı 285
Balık 1 Porsiyon (100 gr) 200
Sardalya 1 Porsiyon 300
Ispanak 1 Porsiyon 125
Börülce 1 Porsiyon 160
Soya 1 Porsiyon 225
Salata (yeşil) 1 Porsiyon 235
Mercimek 1 Porsiyon 59
Nohut 1 Porsiyon 92
Portakal 1 Orta Boy 72
Muz 1 Orta Boy 100
Kivi 1 Orta Boy 170
Yumurta Sarısı 1 Adet 147
Fındık 100 gr 200
Badem içi 100 gr 250

Farmakolojik kalsiyum destekleri:

Günlük kalsiyum gereksiniminin diyetle alınması idealdir. Ayrıca diyetin içerdiği kalsiyum miktarına bakarak kalsiyum preparatları da kullanılabilir. Kalsiyum içeren ilaçlar içerdikleri elementer kalsiyum miktarına göre çeşitlenirler. Kalsiyum karbonat en yüksek elementer kalsiyumu sağlar. Kalsiyum sitrat ve kalsiyum glukonat bileşikleri daha az elementer kalsiyum içerirler, ancak vücudumuzun bunları emmesi daha kolaydır. Kalsiyum ince barsakların üst bölümünden aktif transportla emildiği için bölünmüş dozlarda alınması ve yemek asitleri çözünmelerini arttıracağı için yemeklerle birlikte alınması emilimlerini arttıracaktır. Ayrıca kemik rezorbsiyon hızı gece arttığı için yatmadan önce alınması da önerilir. Bu sebeplerle kalsiyumun yemeklerle birlikte ve yatmadan önce bölünmüş dozlarda alınması tercih edilir. Kalsiyum alımı sırasında günde 6-8 bardak su içmeye özen gösterilmelidir.

Sigara içmekten kaçının

 

Sigara içenler içmeyenlere göre daha fazla osteoporoz riskine maruz kalmaktadır. Sigara birkaç yolla osteoporoza neden olmaktadır. Sigara içenler menapoza daha erken girerler, östrojen düzeyi sigara içenlerde daha düşüktür ve vücut kitle indeksi daha azdır.

 

Alkol kullanımından kaçının

 

Fazla miktarda (günlük 100 ml’den fazla) alkol tüketen kişilerde osteoporoza yakalanma riski daha yüksektir. Aşırı alkol tüketimi ile kalsiyum emilimi azalır, atılımı ise artar. Alkol ile beslenme alışkanlığı da bozulur. Protein ve sodyum alımı azalır, protein kaybı artar. Yine alkole bağlı endokrin değişiklikler sonucu testosteron azalması ve kortikosteroid artışı osteoporozu kolaylaştırmaktadır.

 

Aşırı miktarda kahve tüketmeyin

 

Aşırı miktarda kahve tüketimi idrar ve bağırsak kalsiyum atılımını etkilemektedir. Günde 150 mg kafein (yaklaşık bir bardak kahve) idrar kalsiyumunu günde 5 mg arttırmaktadır. Düşük dozlarda kafeinin etkisi önemsizdir.

 

Hayvansal proteinden zengin gıdaları aşırı tüketmeyin

 

Proteinden zengin diyetler kalsiyumun idrarla atılımını arttırmaktadır. Bu etki yüksek fosfat içeriği nedeni ile hayvansal proteinlerde daha fazladır.

 

Egzersiz yapın ve yaşam boyu aktif kalın

 

Egzersizin yaşa bağlı kırık insidansını azaltması çeşitli mekanizmalarla açıklanmaktadır. Genç erişkinlerde egzersiz tepe kemik kütlesini arttırmakta ve böylece daha sonra görülebilecek kırık riski azalmaktadır. Erken menapozal kadınlarda östrojen yetersizliğine bağlı hızlı kemik kaybı egzersizle yavaşlayabilmektedir. Son olarak yaşlı erişkinlerde egzersiz yaşa bağlı kemik kütlesi azalmalarını geciktirebilmekte ve düşme insidansı ve düşme sonucu gelişebilecek hasarı azaltabilmektedir. Ancak öne eğilerek yapılan hareketler omurga kemiklerinde kırılmaya neden olabileceğinden egzersiz sırasında bu hareketlerden kaçınılmalı ve düzgün bir duruş sağlayan sırt kaslarının kuvvetlendirilmesine çalışılmalıdır. Kemiklere yük bindiren; yani vücut ağırlığını kemiklerimize taşıtarak ayakta yaptığımız egzersizler kemiklerimizi uyararak güçlenmesine yardımcı olur.

 

Sedanter yaşam ve uzun süreli yatak istirahati osteoporoz riskini arttırır. Hareketli olma, kolay hareket edebilme yeteneğimizi artırır, kas gücümüz artar ,dengemiz korunur, düşmeden korunuruz.

 

Egzersiz kalp ve damar sağlığımız içinde gereklidir. Osteoporozdan hem korunmada hem de tedavi amacıyla egzersizlerden yararlanılmalıdır. Korunmada yürüyüş gibi hafif egzersizler etkili olabiliyor ise de tedavide kullanılan egzersizler Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanları tarafından reçete edilen özel tipte ağırlık taşıma egzersizleri gibi egzersizlerdir.

 

Fiziksel olarak aktif bir insan değilseniz ve aşağıdaki durumlardan herhangi biri var ise egzersiz için doktora danışılmalıdır:

 

  • 40 yaşından sonra kırık ya da osteoporozun varlığı
  • Kalp hastalığı, yüksek tansiyon, felç, yüksek kolesterol
  • Egzersiz sonrası göğüs, boyun,omuzlar ve kolda ağrı ya da sıkışma hissi oluyor ise
  • Ufak bir güç sarfedildiğinde bile nefes darlığı ve baş dönmesi oluyor ise
  • Egzersiz programına başlamadan önce diabet gibi özel dikkat gerektiren bir hastalık mevcut ise

Östrojen kullanımı

Menapozdan sonra kadınlar östrojen azalmasına bağlı olarak daha hızlı kemik kaybına maruz kalır. Bu hormon adet kanamalarını kontrol etmesi yanısıra kemiklerin kalsiyumu depolamasına ve kemik kütlesinin korunmasına da yardımcı olur. Ülkemizde ortalama menapoz yaşı 48 civarıdır. Günümüzde östrojen tedavisi osteoporoz tedavisinden ziyade korunmada tercih edilmektedir. Kadın doğum uzmanları tarafından önerilen östrojen tablet ya da cilt peçleri şeklinde kullanılmaktadır. Östrojen kullanımı meme ve rahim kanseri riskini arttırmaktadır. Rahim kanseri riski östrojen ile birlikte progesteron kullanılarak azaltılabilir.

 

Östrojen kullanımı ile adet kanamaları benzeri ara kanamalar olabilir. Östrojen kullanıyorsanız sık sık doktor kontrolüne ihtiyacınız var demektir. Ailenizde meme kanseri, rahim kanseri ve kan pıhtılaşma sorunu var ise doktorunuz östrojen kullanmanıza izin vermeyebilir.

OSTEOPOROZ TANISI NASIL KONULUR ?

Kemiğiniz kırılana,kamburlaşana ve boyunuz kısalana kadar osteoporoz belirtilerini fark etmeyebilirsiniz. Aşikar yakınmalar oluşuncaya kadar sessiz bir dönem geçirebilirsiniz. Doktorunuz osteoporoz olup olmadığınızı ya da olma riski taşıyıp taşımadığınıza karar verebilir. Osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığı(tiroid hastalıkları, inflamatuar eklem romatizmaları, astım, ilaç kullanımı v.b), kırık öykünüzün bulunması, beslenme durumunuz, genel sağlığınız, ailede özellikle annede kırık öyküsü gibi bilgiler doktorunuza riski belirlemede yardımcı olacaktır. Doktor fiziksel muayene, kan ve idrar tetkikleri ve radyografi ile tanıya ve ayırıcı tanıya gidebilir.

 

Risk mevcudiyetinde kemik mineral yoğunluğu ölçümü tanıyı kesinleştirir. Bu testler kırık riskini belirlemede en güvenilir yöntemlerdir. Hastalığın erken tesbit edilmesine de yardımcıdır. Riski yüksek olan hastalarda yılda bir kez, düşük olan hastalarda 2-5 yılda bir tekrarlanır. Tedaviye yanıtı değerlendirmek içinde yılda bir kez tekrarlanabilir. Bir yıldan daha kısa aralıklarla yapılmasının yararı yoktur. KMY ölçümünün ilaç tedavisinin etkinliğini değerlendirmede tek başına yeterli olmadığı , verilen tedavinin kemiğin kalitesi ve yapısal elemanlarına olan etkisinin de göz önüne alınması gerektiği unutulmamalıdır. Kemik ölçümleri hızlı, kolay yapılabilen testlerdir. Çok çeşitli yöntemler var ise de en çok DEXA (Dual photon x-ray absorbsiometre) kullanılmaktadır.

 

DEXA ile kemiğin %1-2 ‘lik kaybı bile değerlendirilebilir. Osteoporoz tanısında ve tedavinin takibinde hekim önerisi ile kullanılmalıdır. Son zamanlarda daha ucuz ve basit olan ultrasonografi gibi kemik ölçüm yöntemlerinden de kemik tarama çalışmalarında yararlanılmaktadır.

 

Düz kemik radyografisi kırıkların tespit edilmesinde yararlıdır. Ancak kemik yoğunluğunun saptanmasında hassas değildirler. Direk radyografi ile kemik yoğunluğu azalması tespit edildiğinde kemiğin en az %30′u kaybedilmiş demektir.

 

Doktorunuz tanı için ve özellikle kemik kaybınızın halihazırda olup olmadığını tespit için kan ve idrar testleri isteyebilir Bunlar; kan kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, parathormon, D vitamini değerleri, tiroid fonksiyon testleri , sedimantasyon, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri gibi testlerdir.

OSTEOPOROZ TEDAVİSİ

Tüm hastalıklarda olduğu gibi osteoporozda da hastalıktan korunmak öncelikli amaç olmalıdır. Osteoporozun gelişmiş olduğu durumlarda ise erken tedavi başarı şansını yükseltmektedir. Osteoporoz günümüzde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Osteoporoz tedavisinin en önemli amacı kırıkların azaltılmasıdır. Osteoporoz tedavisinde ilaç ve ilaç dışı tedaviler söz konusudur.

 

İlaç tedavisinde kemik yıkımını azaltan, yapımını arttıran ve özellikle son zamanlarda kemik kalitesi üzerine olumlu etki gösteren ilaçlar üzerinde yoğunlaşılmakta ve araştırmalar bu yönde sürdürülmektedir. İlaç tedavisinin seçiminde hastanın yaşı, ek yakınma ve hastalıkları, kırığın bulunup bulunmaması ve KMY değeri gibi özelliklerin göz önüne alınması gerekir.

 

HRT (hormon replasman tedavisi ) en eski tedavilerden birisidir. Ancak günümüzde özellikle menapoz semptomları olan erken postmenapozal kadınlarda osteoporozun önlenmesi amacıyla kullanımı önerilmektedir. Östrojen hormonu progesteron ile birlikte ya da tek başına kontrollü olarak önerilebilir.

 

Bifosfanatlar son yıllarda üretilen ,ağızdan alınıma elverişli kemik yoğunluğunu arttıran ilaçlardır. Ülkemizde Etidronat, Alendronat, Risedronat bulunmaktadır. Alendronat ve risedronatın hem günlük ,hem de haftada bir alınabilecek formları mevcuttur. Yapılan çalışmalarda günlük ve haftalık alım arasında etkinlik ve yan etkiler bakımından fark bulunamamıştır. Bifosfanat kullanımına başlamadan önce olası hipokalsemiyi önlemek için kalsiyum ve D vitamini eksikliği varsa muhakkak düzeltilmelidir. Ancak kalsiyum ile bifosfanatların aynı anda alınması durumunda emilim bozulduğu için eş zamanlı alınmaması gerektiği unutulmamalıdır. Bifosfanatlar genelde iyi tolere edilen, önemli yan etkileri olmayan ilaç gruplarıdır.

 

Kalsitonin enjeksiyon ya da nasal sprey şeklinde tedavide yer almış, özellikle kırığı olan hastalarda ağrıyı da kontrol eden bir ilaçtır. En az 2-3 yıl süre ile kullanılmalıdır.

 

Selektif östrojen reseptör modülatörleri (SERM) yeni bir ilaç grubu olup östrojen reseptörlerine yüksek ilgileri olan, bazı dokularda östrojen etkisini taklit ederken, bazılarında antiöstrojen etki gösteren ilaçlardır. Bu gruptaki ilaçlardan en iyi bilinenleri , her ikisi de meme kanserinin tedavisi için geliştirilmiş olan tamoksifen ile yeni bir ilaç olan raloksifendir. Raloksifen osteoporozun önlenmesi için kullanabilecek ilaç gruplarından birisi olarak günümüzde dünyada ve ülkemizde yeni bir tedavi seçeneği olarak yerini almıştır. Osteoporozu olan postmenapozal kadınlarda meme kanseri riskini azalttığı bildirilmektedir.

 

Paratiroid hormonu kan kalsiyum ve fosfat düzeyini ayarlayan bir hormondur. Yüksek plazma konsantrasyonları kemik rezorbsiyonunu arttırırken, düşük dozlarda aralıklı olarak verildiğinde kemik formasyonunu arttırabilir. Özellikle ciddi osteoporozlu olgularda vertebra ve vertebra dışı kırıklara olan etkisi nedeniyle gelecekte önemli bir tedavi seçeneği olarak görünmektedir.

 

Kalsiyum diğer tedavilerin yanısıra günlük yeterli kalsiyumu alamayan menapoz sonrası kadınlara önerilen bir ilaçtır. D vitamini eksikliği olan kişilerde kalsiyumun D vitamini ile beraber alınması önerilmektedir. D vitamini seviyesi yaşla birlikte azalır. Kalsiyum ile birlikte uygulanan vitamin D tedavisinin kalça ve vertebra dışındaki diğer kırıkların oranını azalttığı ve serum paratiroid hormon düzeylerini düşürdüğü belirlenmiştir.

 

Yeni ilaç tedavileri ve deneysel tedaviler (ipriflavon, tibolon, osteoprotogerin, stronsium, büyüme hormonu, büyüme faktörleri, eser elementler, statinler, K vitamini) üzerindeki çalışmalar devam etmektedir.

 

İlaç dışı yaklaşımlar kapsamında:

 

  • Diyet
  • Kemik sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek gıda, alışkanlıklar ve ilaçlardan uzak durma
  • Fiziksel aktivitenin desteklenmesi (yaşa göre egzersiz)
  • Düşmelerin önlenmesi
  • Mimari engellerin giderilmesi
  • Kalça koruyucular, görme muayenesi, denge ve kuvvetlendirme egzersizleri
  • Hasta eğitimi
  • Akut ve kronik ağrının tedavisi önem taşımaktadır.
Osteoporoz teşhis ve tedavisinde sürekli yeni metodlar geliştirilmektedir. Doktorunuz doğru tedaviyi bulmanız ve bu tedavinin risklerini, yan etkilerini, yararlarını anlamanız açısından en iyi rehberiniz olacaktır.

DÜŞMELERİN ENGELLENMESİ

Yaşlandıkça, düşüp bir yerinizi kırma riskini artıran bir takım değişiklerin oluştuğunu farkedebilirsiniz. Bunlar kas zayıflığı, görme bozukluğu, hastalık ya da ilaç alınımı nedeni ile oluşan baş dönmesinden kaynaklanabilir. Osteoporoz sonucu incelen kemik çok hafif bir zorlama sonucu bile kırılabilir. Bu nedenle düşme riskinin azaltılması ilaç ile tedavi kadar önemlidir. Düşme riskinizi kas gücünüzü artıran egzersizler yaparak, alçak ökçekli kaymayan tabanlı ayakkabılar giyerek azaltabilirsiniz. Düzenli göz muayeneleri, gereksinim duyarsanız gözlük kullanımı görüşünüzü iyileştirecektir. Doktorunuza baş dönmenizin nedenini sorun. Tansiyonunuzun ve kan şekerinizin ani inip çıkmaları konusunda bilgilenin ve doktorunuzdan yardım isteyin. Aşağıdaki liste, evinizi daha güvenli kılmak ve düşme riskinizi azaltmak için evde ne gibi önlemler almanız gerektiğini göstermektedir.

Işıklandırma

  • Merdiven, oda ve koridorlar iyi ışıklandırılmalı
  • Gereken yerlere gece aydınlatma sağlanmalı
  • Yatağınızın yanında fener bulundurabilir ve gece kalktığınızda kullanabilirsiniz.

Zemin Döşeme

  • Küçük, kayabilen halı, kilimlerden kaçının, kullanıyorsanız kaymaması için gerekli önlemleri alın.
  • Halı kenarlarını sabitleyin.
  • Kaymayan cilalar kullanın.
  • Ayak altındaki elektrik kordonlarını kaldırın.

Merdivenler

  • Merdivenin başına ve altına elektrik düğmeleri koyun.
  • Kaymayan yüzeylerle kaplayın.
  • Trabzan koydurun ve inerken çıkarken kullanın.

Banyo

  • Banyo küvetinin, tuvaletin, duşun yanına tutunmaya yardımcı tutamaklar yerleştirin.
  • Kaymayı engelleyici lastik ya da yapışan zeminler koyun.

Mutfak

  • Alet edevatı kolay erişilebilecek yerlere koyun ( iskemleye tırmanmayı gerektirmeyen )
  • Raflara ulaşmak için sağlam bir basamak kullanın.
Online


www.isyazilim.com

Kısa Yollar