Bilgiler
Son Yorumlar
İstatislikler

Sayfa

Sayfa|Hit |Makaleler

  • Bugün: 1.585
  • Son Hafta: 9.243
  • Son 30 Gün: 12.182
  • Online Ziyaretci: 2
Traffic Counter

Posts Tagged ‘Bel Omurlarında Kayma’

Fizik Tedavi

 

Bazı egzersizler, elektrik akımı, sıcak ya da soğuk uygulaması, ya da çeşitli dalgalarla hastaların tedavisine fizik tedavi denir.

Fizik tedavide yaklaşık 30-50 sistem kullanılır. Ayrıca çeşitli cihazlara başvurulur. Ağrı tedavisinde gergin, derin yapışıklıkları açmak için ultrason, kas güçlendirici cihazlar, magnetoterapi, ozon tedavisi, traksiyon, mezoterapi bu cihazlar ve yöntemlerden bazılarıdır.

Eklemlerinizde ağrı, kireçlenme, bel tutulması, boyun ağrısı, sırt ağrısı gibi rahatsızlıklarda fizik tedavi ve rehabilitasyon sayesinde kurtulabilirsiniz. Fizik tedavinin kelime anlamı onarmaktır. Yani eklem ve yumuşak dokuları etkileyen aletlerle çeşitli rahatsızlıkları tedavi etme. Herhangi bir kaza sonrası işlevini yitiren bedenin çeşitli bölgeleri ya da organlarının tekrar eski işlevini kazanmasını sağlamak amacıyla fizik tedavi uygulanır.

Fizik tedavi dışarıdan uygulanan bir yöntemdir. Amaç; ağrıyı azaltmak ve eklem hareket açıklığını korumaktır. Böylelikle günlük yaşamın kolaylaştırılması hedeflenir.

Rehabilitasyon Nedir?

Engelli kişileri topluma kazandırmak için uygulanan tedavilerin tümüne rehabilitasyon denir. Rehabilitasyon tedavisi ekibinde fizik tedavi uzmanı, fizyoterapist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı gibi kişiler yer alır.

Fizik tedavi ile ilgili bilinmesi gerekenler: Fizik tedavi seanslar halinde yapılır. 1-1.5 saatlik toplam 15-20 seans uygulanır. Rehabilitasyon ise daha uzun bir süreçtir, yıllar alabilir. Fizik tedavi gören bir hastada eklem kısıtlılığı mevcutsa fizyoterapistin yaptırdığı bazı hareketler sorunlu bölgede hafif ağrıya sebep olabilir. Fizik tedavi sadece ağrı tedavisinde değil, bozulan kas mekanizmasının düzeltilmesinde de kullanılır.

Fizik tedavi kimlere uygulanır?

Omuz, kol, bacak eklemlerinde ağrıları olanlara,
Romatizmal hastalıkların aktif döneminde olmayanlara,
Ortopedik ameliyatlar sonrasında kaslarında güçsüzlük, eklemlerinde ağrı ve hareket kısıtlılığı gelişenlere,
Kırık, çıkık, incinme nedeniyle alçı sonrasında eklemlerinde sertleşmeler olanlara,
Beyin, sinir hasarı sonucunda kol ve bacaklarda felç gelişenlere,
Hareket sistemi dışında lenf dolaşımının bozulması sonucu kol ve bacaklarında şişme olanlara uygulanır.

 

Başarısız Bel Cerrahisi Sendromu

Bel fıtığı ve bele yönelik cerrahi müdahalelerden sonra birçok hastada çeşitli sebeplere bağlı olarak ağrılar oluşmaktadır. Bu duruma başarısız bel cerrahisi sendromu yada yetersiz bel cerrahisi sendromu adı verilir.

Sebepleri nelerdir?
Tekrarlayan bel fıtığı ve yara iyileşmesinden kaynaklanan hipertrofik nedbe dokusu (yara iyileşmesinden kaynaklanan sert ve sinirleri sıkıştıran bir doku) bel fıtığı ameliyatlarından sonra görülen bel ağrısı ve bacak ağrısı ( siyatalji ) sebeplerinin en önemlileridir. Bir yıldan uzun süren ağrılar yara iyileşmesine bağlı nedbe dokusuna, ani başlayan bel ve bacak ağrıları ise tekrarlayan bel fıtığına bağlanır.

 

Başarısız bel cerrahisi sendromu (BBCS) bel fıtığı ameliyatı geçiren hastaların % 10-40’ ında görülür. BBCS tedaviye dirençli ağrıya ve fonksiyon kaybına yol açar.

 

Operasyon bölgesinde omuriliği çevreleyen zarlardaki yapışıklıklar ve büzüşmeler ( epidural yapışıklık ve nedbe ) bel fıtığı ve diğer bel operasyonlarından sonra sık görülür. Epidural yapışıklık ve skarları görüntülemek zor olabilir bu hastalıklar ancak ilaçlı MR ve tomografi ya da myelografi ile görüntülenebilir.

 

BBCS’dan kaçınmak için bel operasyonuna karar verirken hastanın her yönden değerlendirilmesi (ruhsal durum, kas yapısı, kilo, kronik hastalıklar, meslek, fıtık seviyesi ve/veya seviyeleri, olayın kronikliliği vs) gerekir.

 

BBCS’dan sonra ikinci bir cerrahi müdahaleden kaçınılmalıdır. İkinci bir cerrahi müdaheleden sonra hastaların %20 si düzelir, %20 si kötüleşir, %60 ı aynı kalır. Hasta seçimine özen gösterilirse iyi olma oranı artar. Bel omurgasına yönelik 4. operasyonu geçiren hastalarda ise iyileşme oranı %5, kötüleşme oranı ise %50 dir.

 

Belirtileri nelerdir?
BBCS da bel ağrısı ve siyatalji artar, çok hafif fiziksel aktivite bile ağrılara yol açar, egzersiz toleransı azalır. Gece krampları, ayaklarda ve bacaklarda uyuşma ve karıncalanmalar olur. %10 kadarında idrar yapma problemleri olabilir. Hastaların bir kısmında hafif bir ateş yada ateş basmaları olabilir

.

Ameliyattan hemen sonra hastaların hala ağrısı devam ediyorsa; ya sinirlere baskı yapan fıtık tamamen alınamamıştır yada yanlış seviyeden ameliyat yapılmıştır. 6 aydan sonra başlayan ağrıda tekrarlayan fıtık, ameliyattan 1-6 ay sonra başlayan ağrıda araknoidit (omurilik zarlarında iltihap) ve enfeksiyon düşünülmelidir.

 

Bacak ağrısı ön planda ise fıtık ve omurilik kanalı daralması, bel ağrısı ön planda ise instabilite düşünülür. Tümör durumunda hastada ateş, zayıflama, gece ağrıları gibi belirtiler olur. İnstabiliteyi değerlendirmek için ağırlık altında röntgen çektirilmeli, tümör şüphesi için sintigrafi çektirilmelidir.

 

BBCS da tedavi
Bu hastaların çoğu bir rehabilitasyon hastası olarak kabul edilmelidir. BBCS nin tedavisi oldukça zordur. Ağrının sebebine göre tedavi yapılmalıdır.

 

İnstabilite varsa spinal füzyon ameliyatı yapılmalıdır. Tekrarlayan bel fıtığında egzersiz, fizik tedavi, epidural steroid ve gerekirse cerrahi tedavi uygulanır.

 

Spinal stenozda laminektomi ameliyatı yapılır. Epidural skar (nedbe) dokusu varsa epidural steroid, fizik tedavi, egzersiz programları uygulanmalıdır ancak tedavi kolay değildir.

 

Araknoidit durumlarında, epidural tedavi, TENS, bel korseleri, antidepresan ilaçlar ve egzersiz yaptırılır.

Omurga Anotomisi


Omurga anatomisi genel olarak 3 bölümde incelenir. Bu bölümlerde 7 boyun, 12 sırt, 5 bel omuru bulunur. Bel omurlarının hemen altında embriyolojik olarak omurga yapısındaki sacrum kemiği ve onun da altında yine embriyolojik olarak omurga kökenli kuyruk sokumu kemiği bulunur.

 

Bir omurga kemiğinde değişik parçalar vardır.Gövde denilen ana parça yük taşıyan en önemli parçadır. Gövdeler disk denilen esnek bir doku ile birbirleri üzerinde sıralanır. Gövdenin hemen arkasında omuriliğin geçtiği kanalı çevreleyen laminalar bulunur. Laminaların yanlarında 2 transfers çıkıntı, arkasında spinöz çıkıntı omurga çevresi kasların yapışma noktalarıdır. Her omur alt ve üstte toplam 4 faset eklem ile diğerlerine bağlanır. Bu kilit sistemi omurganın sabitliğini sağlar. Gövde ile laninaların arasındaki oluktan sinir kökleri çıkar. Alttaki 4 bel omurundan çıkan sinir köklerinin bazı dalları birleşerek siyatik siniri oluşturur. Siyatik sinir kısa bir mesafe leğen kemiğinin arka duvarı boyunca karında seyrettikten sonra kalçanın ortasından dışarı çıkar ve bacağın arkasında orta hattı boyunca aşağı doğru iner. Bu sebeple bel omurlarındaki bir takım hastalıklarda ( bel fıtığı, bazı tümörler gibi) ağrı kalça içinden bacağa doğru hissedilir.

Omurlar birbirinden disk denen etrafı halka biçimli sert annulus denen yapı ve ortasında jöle kıvamında nucleus pulposus dan oluşan dokuyla ayrılır. Bu annulus denen halka kırılırsa aradan nucleus pulposus dışarı çıkarak omuriliğe veye sinir köklerine bası yapar ki bunun en bilinen ismi fıtıktır.

Bel Ağrılarından Korunma Prensipleri

 

Peroneal Sinirin Tuzak Nöropatileri

Peroneal sinir L4, L5, S1 ve S2 köklerinin posterior divizyonundan oluşur ve popliteal fossa üzerinde siyatik sinirden ayrılır. Fossanın dış tarafı boyunca aşağıya inerken, sural sinir ile birleşen bir kutanöz dal ve bacağın ön dış yüzünde yer alan lateral kutanöz sinir ayrılır. Fibula boynunun çevresinde döner, superfisyal peroneal (muskulokutanöz) ve derin peroneal (anterior tibial) sinir olarak iki dala ayrılır. Superfisyal peroneal sinir bacağın dış kenarından aşağıya doğru iner, peroneus longus ve brevis kaslarını innerve eder, bacağın alt ön yüzünün ve ayak sırtının büyük kısmının duyusunu sağlar.

 

Derin peroneal sinir bacağın ön yüzünden aşağıya iner, ekstansör retinakulumun altından geçmeden önce tibialis anterior, ekstansör hallusis ve digitorum longus ve peroneus tertius kaslarının innervasyonunu, retinakulumu geçtikten sonra lateral terminal dalı ekstansör digitorum brevis kasının ve medial terminal dalı ise ayak sırtında birinci ve ikinci parmaklarının birleşme yerindeki küçük bir bölgenin duyusal innervasyonunu sağlar.

 

Peroneal sinir özellikle fibula başı ve boynu hizasında kompresyona ve direkt travmaya uğruyabilir. Total diz artroplastisi veya dize yapılan artroskopik bir girişim sonucu sinir hasarlanabilir. Alçılar, bacak ortezleri, yüksek botlar, sıkı çorap bağları, çoraplar ve bacak bacak üstüne atarak uzun süre oturma sonucu sinir bası altında kalabilir. Ayrıca anestezi sırasında hastanın uygunsuz pozisyonda yatırılması da sinirin basısına neden olabilir. Bu şekilde basıya bağlı felçlere özellikle zehirlenme, stupor veya koma nedeni ile yatan hastalarda daha sık olarak rastlanır.

 

Ayak bileğinin inversiyon yaralanmaları peroneal nöropatinin daha nadir görülen sebeplerindendir. Akut lateral kompartman sendromları atletik aktivite sonucu gelişebilir. Sinir biseps tendonu, gastroknemius lateral başı ile fibula başı arasında çömelme sırasında vücut ağırlığının kaslarda yarattığı kompresyon gücü ile sıkışabilir. Kilo kaybından sonra gelişen peroneal nöropati de tarif edilmiştir. Burada beslenme yetersizliği, metabolik faktörler veya siniri çevreleyen koruyucu subkutanöz dokunun azalmasının olaya neden olduğu düşünülmektedir ve prognoz genellikle iyidir. Tümör veya kistlere bağlı olarak gelişen peroneal nöropatiler nadir de olsa rastlanmıştır. Peroneal nöropati diabetik hastalarda daha sıktır.

 

Peroneal sinir lezyonunda ayak sırtının ve bacağın ön yan yüzünün duyu kaybına eşlik eden, ayağın dorsifleksiyon, eversiyon ve ayak baş parmağı dorsifleksiyon kas gücünde zayıflık bulgularına rastlanır. Ağır lezyonlarda düşük ayak gelişir. Ayağın inversiyonunu sağlayan kas peroneal sinirden innerve olmadığı için ayağın inversiyonu normaldir. Bu durum peroneal sinir felci ile siyatik sinir veya lumbosakral kök lezyonları arasında klinik olarak ayırıcı tanı yapmaya yardımcı olur. Fibula boynu veya başı hizasında lokal olarak hassasiyet vardır.

 

Motor nöron hastalığı bazen düşük ayak ile birliktedir, ancak fasikulasyon varlığı, üst motor nöron defisitler ve duyunun korunmuş olması motor nöron hastalığını peroneal nöropatiden ayırır.

 

Peroneal sinirde parsiyel bir lezyon geliştiğinde klinik defisitler daha değişiktir. Bir çalışmada derin peroneal sinirden innerve olan kasların superfisyal peroneal sinirden innerve olan kaslardan daha fazla etkilenme eğiliminde oldukları bildirilmiştir, bazen bu durum yanlışlıkla derin peroneal nöropati olarak ifade edilir.

 

Bazen ekstansör digitorum brevis (EDB) kasının dış kısmının yarısı superfisyal peroneal sinirin dalı olan aksesuar derin peroneal sinir tarafından da innerve edilebilir. EDB aksesuar derin peroneal sinirin de volanter kontrolu altında olduğu için, bu hastalarda derin peroneal sinirin komplet lezyonu gözden kaçabilir.

 

Derin peroneal sinir anterior tibial kompartman içinde sıkışabilir. “ Anterior kompartman sendromu” olarak adlandırılan bu durumda kas ödemi derin peroneal sinirin tuzaklanmasına neden olur. Ödemin nedeni aşırı egzersiz, travma veya anterior tibial arterin oklüzyonu olabilir. Nörolojik hasarı azaltmak için acilen dekompresyon ameliyatının yapılması gerekir. Derin peroneal sinir ayak sırtında da sıkışabilir. Ağrıya, parestezik yakınmalara veya EDB kasında güçsüzlüğe neden olur, anterior tarsal tunel sendromu olarak isimlendirilir. Sinirin medial dalı ekstansör hallusis brevis tendonunun altında sıkışabilir ve baş parmak ile ikinci parmağın birleşim yerinde sadece duysal şikayetlere yol açar.

 

Superfisyal peroneal sinir aşırı aktivite veya travmaya bağlı olarak lateral (peroneal) kompartmanda tutulabilir. Hastalarda ayak sırtında ağrılı parestezik yakınmalar vardır. Klinik olarak lateral malleolün yaklaşık 10 cm üzerinde lokal hassasiyete ve duyu kaybına rastlanır.

 

L5 radikülopatisi, lumbosakral pleksusus lezyonu, siyatik sinirin kısmi lezyonları ve motor nöron hastalığı ayırıcı tanıya girer.

 

Diz bölgesinde sinirin sıkışmasının önlenmesi için hastanın uyarılması önemlidir. Hastaların büyük çoğunluğunda klinik tablo kendiliğinden düzelir. Düzelmeyen vakalarda cerrahi girişim endikasyonu vardır. Fibuler tünel içinde sinir serbestleştirilir. Dekompresyondan sonra motor fonksiyon % 87 olguda düzelmektedir. Anterior kompartman sendromunda acil girişim gereklidir. Fasyotomi ile hem kasın hem de sinirin iyileşmesi sağlanır.

Bel Ağrılarında Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Bel agrilarinda agrinin sebebine göre bir takim fizik tedavi yöntemleri uygulanabilir. Ancak bunlardan da önemlisi bel okuludur. Hastanin belini nasil kullanacaginin ögretilmesi, hastaya ögretilecek egzersizler, hastanin kendi kendine yetebilmesinin saglanmasi son derece önemlidir.

 

Çesitli elektro terapi yöntemler kas spazminin azaltilmasini saglar. Traksiyon kas spazmini azaltmanin yani sira sinir kökü üzerindeki basinci da azaltir.Ultrason yine kas spazmini azaltmak için kullanilabilir. Akut agrilarda TENS kullanilabilir.

Sakroiliak Eklem Hastalığı


Sakroiliak eklem gerçek bir sinovyal eklem olarak kabul edilir. Ağrıya hassas yapılar yönünden zengindir. Eklemin stabilitesi bir seri ligaman tarafindan saglanır. Eklem küçük olmasına rağmen çok fazla yük altında kalan eklemler arasındadır. Ağrı genellikle eklemin arka yüzünden gelişir. Kalçaya yayılabilir. Bazen dize kadar inebilir. Bu eklem osteoartrit, romatoid artrit, gut, ankilozan spondilit gibi hastalıklardan etkilenir. Özellikle ankilozan spondilit benzeri hastalıkların çok sık tuttuğu bir eklemdir. Tanıda kalça ve kasık agrısı, eklem üzerinde hassasiyet ve asagıda sayılan manevralarla agrının olmasi yararlı olmaktadir:

  • Iliak kemiklerin birbiri üzerine kompresyonu.
  • Gaenslen bulgusu: Hasta saglam taraftaki dizini tutar ve hekim hasta taraf üzerine bastirirken kivirarak gögsüne dogru çeker.
  • Faber bulgusu: Tutulan taraftaki ayak bilegi öbür taraf diz üzerine konur ve fleksiyondaki diz üzerine iliak kristaya dogru baskı uygulanır.
Tedavisinde ekleme lokal anestetik ve steroid enjeksiyonu denenebilir. Mutlaka floroskopi altında gerçeklestirilmelidir.

Omurganın Yapısı ve Fonksiyonları

Omurga; omurlardan, omurların arasında bulunan disklerden ve omurlarlarla diskleri bir arada tutan bağlar ve diğer yumuşak dokulardan oluşmuştur. Omurga, hem ileri derecede sabit ve sağlam, hem de hareketli olması gereken bir organdır. Bu esneklik, omur (vertebra) adı verilen çok sayıda küçük parçanın bir araya gelmesi ile sağlanabilmiştir. İnsanda toplam omur sayısı 33’dür. 7 boyun (servikal), 12 sırt (dorsal) ve 5 bel (lomber) omuru toplam 24 omur, omurganın hareketli bölümünü oluşturur. Omurlar arasında 23 adet disk adı verilen kıkırdaksı-fibröz oluşum vardır. Bel ve boyun bölgesi omurganın en hareketli bölgeleridir. Bu sebeple artroz (kireçlenme), disk hastalığı gibi yıpranma ve yozlaşmaya bağlı hastalıklar en çok bu bölgelerde görülür.

 

Omur (vertebra)

Omurlar, omurganın asıl taşıyıcı elemanlarıdır. Her bir omur, bir gövde bölümü ve içinden omuriliğin geçtiği bir halkadan oluşur. Omur gövdesi basık bir silindir şeklindedir ve çok güçlü bir kemik yapısına sahiptir. Ancak yine de düşme yada kazalarda kırılabilir. Özellikle de osteoporoz (kemik zayıflığı) adı verilen kemik kitlesinin azaldığı durumlarda yüksekliği azalır ve kırılma riski artar. Omurlardaki kırıklar, kaymalar yada kireçlenmeler omurilik yada ondan çıkan sinirleri sıkıştırabilir.

Disk (omurlar arası yastıkçıklar)

Omurların gövde kısımlarını birbirleri ile çok sıkı bir şekilde birleştiren diskler; elastik, kolayca şekil alabilen, basınca dayanıklı elemanlardır. Disk, kapsüle benzetebileceğimiz bir dış zar ile sarılıdır (anulus fibrozis). İçini ise, jel benzeri bir madde ( nükleus pulpozus ) oluşturur. Diskler vertebral son plaklar (diskin omurla birleştiği tabaka) vasıtasıyla kemikle birleşir.

 

Disklerin beslenmesi, subkondral (diskin hemen altındaki) kemikten vertebral son plaklardaki porlar (delikçikler) yoluyla sızan sıvılarla olur. Sıvı, dik duran insanda basınçla gün içinde dışarıya çıkar. Buna bağlı olarak, sabah ve akşam saatleri arasında 1-2 santimlik bir boy farkı oluşur. Sabahları dinlenip kalkan insanın boyu daha uzundur. Bu sıvı değişimi, diskin beslenmesini sağlayan tek yoldur. Diskin beslenmesinin en iyi yolu yatak istirahatidir.

Diskin en sık rastlanan sorunu, disk içindeki materyalin diskin zarlarını balonlaştırarak sinirleri sıkıştırması, hatta daha da ilerleyip dış zarların yırtılması ile içeriğinin dışarı çıkarak çevre dokuya, özellikle de sinirler üzerine baskı yapmasıdır (buna bel fıtığı adı verilir). Ayrıca, disk, yıllar içinde niteliğini yitirerek kırılganlaşır, yüksekliği azalır. Disk yüksekliğinde azalma bir yaşlılık hastalığıdır, ve genellikle omur kireçlenmesi (spondiloz) ile birliktedir.

Omurlar arası faset eklemler

Omurlar önde diskle arkada iki adet faset eklemi ile birbirleriyle bağlantı yaparlar. Faset eklemlerde, kireçlenme adı verilen eklem aşınmaları oluşabilir ya da iltihabi romatizmalarda iltihap meydana gelebilir. Ayrıca, bu eklemlerde doğuştan varolan bazı yapısal bozukluklar da olabilir. Bu durumlarda da hasta bel, sırt yada boyun ağrısı hisseder. Hareketleri de kısıtlanabilir. Faset eklemlerden kaynaklanan ağrılar genellikle 40 yaşından sonra görülür ve belde hissedilir. Ağrılar öne eğilmekle azalır, arkaya doğru eğilmekle ve merdiven çıkarken artar.

Kaslar

Sırtımızda, kalça kemiklerinden enseye kadar, omurganın her iki yanı boyunca güçlü bir kas dokusu vardır. Yine önde leğen kemiği ile göğüs kafesi arasında, kemik desteğinden mahrum bölgede de, karın kasları yer alır. Bunlar da, tıpkı sırt kasları gibi, ancak çok daha ince bir tabaka halinde bir hasır örgüsü görünümündedirler. Karın içi organlarını yerinde tutma görevinin yanısıra, solunum için de gereklidirler. Karın kasları bel bölgesinin öne eğilmesini sağlarlar ve yana eğilmeye yardımcı olurlar.

 

Dik duruşta dengenin korunabilmesi için, omurga düz bir sopa gibi değil, öne ve arkaya doğru bir “S” harfine benzer kıvrımlar yaparak durur. Bu eğriliklere, omurganın doğal eğrilikleri denir ve omurgayı zedelenmelerden korur. Bel bölgesindeki eğriliğin artması, yani belin çukurlaşması arka grup eklemleri, belin düzleşmesi ise diskler üzerine binen yükü artırır.

Bağlar

Kaslar ve kemiklerin yanı sıra, hareket sisteminin önemli bir elemanı da bağlardır. Kaslar, kasılmaları ile hareketi sağlarlar. Kemikler ise sert ve dayanıklı yapıları ile kendisinden destek alınan oluşumlardır. Ancak, bunları birleştiren oluşumlara da gerek vardır. Bağlar, kasların sağladığı hareketi frenlemeye ve harekete sınır koymaya yarayan oluşumlardır. Omurga gibi çok hareketli bir yapıyı bir arada tutmaya, buna karşın yeterli hareket açıklığının da kalmasına imkan sağlarlar. Omurganın başlıca üç önemli bağı vardır. Omurların hemen önünde kalın ön uzun bağ, omur gövdesinin arkasında omuriliğin hemen önünde daha ince arka uzun bağ ve omuriliğin arkasında sarı bağ oldukça önem taşırlar. Omurlar arasında birçok bağ daha vardır.

 

Ancak, aşırı zorlanmaları, sürekli gergin kalmaları, ve kireçlenmeleri omurga ağrılarının önemli sebeplerinden biri olmalarına yol açarlar. Ayrıca, iltihapları, aşınmaları ve zorlanmaları; yırtılmalarına ve kopmalarına sebep olabilir.

Omurganın görevleri

Omurga hem ayakta durmamızı, hem esnekliğimizi sağlar. Omurga iç organlarımızın asıldığı bir askı ipi gibi işlev görür. Omurga aynı zamanda beynin bir uzantısı olan omuriliğin taşıyıcısı ve koruyucusudur.

Fonksiyonel Bel Ağrıları

Bu ağrıların en önemli sebebi, omurganın doğal eğriliklerini uzun süre koruyamamasıdır. Başlangıçta ağrının sebebi, kas ve bağların uzun süre gerili kalması ve zorlanmasıdır.

Omurganın bazı duruş şekillerinde bazı diskler üzerine fazla yük biner. Örneğin öne eğilerek yük kaldırılırsa disk arkaya doğru balonlaşır, aynı zamanda sinirlerin omurgadan çıktığı delikler (intervertebral foramen) daralır. Omurlar arası eklemler de bu pozisyonlarda normalden çok zorlanır. Bu da başlı başına bir ağrı sebebidir. Ayrıca, bu zorlanmaların uzun süre devamı bel fıtığı yada kireçlenmelere sebep olur. Dönme pozisyonunda yapılan ağırlık kaldırma ve yüklenmeler disklerin önce iç sonra dış liflerinin yırtılmalarına ve daha sonra yozlaşmalarına ve fıtıklaşmalarına yol açar.

Omurganın doğal eğriliklerini uzun süre koruyamamasının sebebi, çoğunlukla kas zayıflığı daha doğrusu dayanıksızlığıdır. Bu ağrıya yol açan pozisyonlardan korunmak için, koruyucu pozisyonlar alınır. Uzun süre bu pozisyonların korunması ise, kas ve tendonlarda kısalmalara yol açar. Bu suretle bir kısır döngü oluşur. Daha çok genç yaşlarda görülen, altında iltihaplı bir romatizmanın olmadığı bel ağrılarında fonksiyonel bozukluklar ön plandadır. Bu hastalarda röntgen, tomografi ve MR bulguları normaldir. Bel hareketlerinde fark edilebilir bir kısıtlanma yoktur.

 

Bu grup hastaların tedavisinde zorlayıcı ve tekrarlayıcı aktivitelerden uzak durma ve zayıflamış kasların durumuna göre düzenli egzersizler tavsiye edilir.

Miyofasiyal Ağrı Sendromları

Bir veya birkaç kas grubunda görülen ağrı, hassasiyet ve tutuklukla karakterize bir hastalıktır. Halkımız tarafından kulunç, kas romatizması ve yel vurması gibi isimlerle adlandırılır. Fibromiyalji sendromu ile çoğunlukla karıştırılır. Halbuki fibromiyalji sendromunda ağrı daha yaygındır, myofasial ağrı sendromu ise daha az kas grubunu ilgilendirir. Fibromiyalji daha çok kadınlarda, miyofasial ağrı ise her iki cinste eşit sıklıkta görülür. Fibromiyalji de ağrı tutukluk ve hassasiyet vücudun her tarafında yaygındır, miyofasial ağrıda ise bir veya birkaç bölgededir. Myofasial ağrıda yorgunluk ve uykusuzluk yoktur ya da daha hafiftir. Myofasial ağrının tedavisi fibromiyaljiye göre daha kolaydır.

Miyofasial ağrıların sebepleri nelerdir ?

Genetik faktörler, aşırı yorgunluk, tekrarlayan hareketler, iş kazaları, boyun ve bel fıtıkları, mesleki ve ailevi tatminsizlikler, kötü çalışma koşulları miyofasial ağrıların en önemli sebepleridir.

 

Bacaklardan birinde kısalık, kötü duruş, uzun süre hareketsiz kalma, uzun süren yatak istirahatları, B vitamini eksiklikleri, potasyum, kalsiyum, demir, magnezyum ve selenyum gibi mineral eksiklikleri, hipoglisemi, hipotiroidi, östrojen eksikliği, viral enfeksiyonlar, psikolojik ve sosyal problemler miyofasial ağrıların diğer sebepleridir.

Miyofasial ağrılarda hastanın şikayetleri nelerdir ?

Miyofasial ağrı sendromlu hastalarda kaslarda ağrı, tutukluk ve hassasiyetin yanında, sıkışma ve yanma hissi vardır. Eklem hareket açıklığında hafif bir kısıtlanma ve yorgunluk vardır. Çoğu zaman hastalar kas tutukluğundan değil baş ağrısı, sırt ağrısı, boyun ağrısı, göğüs ağrısı, bel ağrısı, siyatik ve omuz ağrısı gibi değişik ağrılardan yakınırlar. Ağrılar hafif veya bazen çok şiddetli olabilir. Ağrı hayatı tehdit etmemekle birlikte hayat kalitesini oldukça düşürür. Ağrılar, ilgili kas ve tetik noktalar ile ilgili olmayan yerlere yayılım gösterirler.

Miyofasial ağrı sendromları nasıl teşhis edilir ?

Miyofasial ağrı sendromlarında öykü ve fizik muayene tanı koydurucudur. Sebepleri ortaya koymak ve ayırıcı teşhis için laboratuvar ve radyolojik tetkikler gerekebilir.

Miyofasial ağrı sendromları nasıl tedavi edilir ?

Germe egzersizleri miyofasial ağrılardaki tetik noktaları kısmen inaktive edebilir. Etilklorür spreyleri ile spreyleme ve germe egzersizlerinin birlikte uygulanması daha iyi sonuç verir.

 

Tetik nokta enjeksiyonları en etkili tedavidir. Tetik nokta enjeksiyonlarının birkaç kez tekrarlanması gerekebilir.

 

Ayrıca masaj, aktif ve pasif hareketler, analjezikler, kas gevşeticiler, antidepresanlar kullanılabilir.

 

Ayrıca biofeedback, akupunktur, TENS ve diğer fizik tedavi uygulamaları oldukça faydalıdır.
Kısa Yollar