Posts Tagged ‘Romatoid Artrit’

Romatizmal Hastalıklara Giriş

Romatizmal hastalıklar bütün dünyada, bütün topluluklarda en sık rastlanan, hayat kalitesini düşüren, çok fazla iş ve ekonomik kayba sebep olan hastalıklardır. Tedavideki birçok gelişmeye rağmen birçok romatizmal hastalık, hem hastalar hem de hekimler için önemli bir sorun olmaya devam etmektedir.

Romatizmal şikayetleri olan milyonlarca insan vardır. Bu hastalıklar tedavi edilmezse en basit hareketleri bile yapmak zorlaşabilir, işe gidilmeyen günler artar yada çalışmak tamamen imkansızlaşabilir. Romatizmal hastalıklar insanların günlük yaşantısını, işlerini, özel uğraşlarını, hobilerini, gezilerini, genel olarak yaşam kalitesini etkiler ve hatta nadir de olsa bazen ölüme bile sebep olabilir.

Romatizma kelimesi birçok hastalık durumunu ihtiva eder. Bir kısmı çok sık karşılaşılan, bir kısmı da çok nadir görülen 100 çeşidin üzerinde romatizmal hastalık vardır, ayrıca aslında romatizmal bir hastalık olmayıp kas iskelet sisteminde ağrı ve fonksiyon kaybı ile seyreden ve romatizmal hastalıklarla karıştırılan pek çok hastalık vardır.

İnsanların % 80’i hayatının bir döneminde bel ağrısı ile karşılaşır. % 40’ı boyun ağrısı, % 30’u omuz ağrısı ile karşılaşır. Romatoid artritin görülme sıklığı % 1-3, fibromiyaljinin % 2-3, ankilozan spondilitin % 0.1’dir. Osteoartrit ise en sık rastlanan eklem romatizması olup toplumun % 10’unda görülür. Yaş ilerledikçe osteoartritin oranı artar. Bunların dışında bölgesel ağrı ve/veya fonksiyon kısıtlılığı yapan bir çok yumuşak doku romatizması ve ağrılı sendrom vardır.

 

En sık rastlanan romatizmal şikayetler eklem dışı romatizmalardır. En yaygın görülen eklem romatizması ise osteoartrittir (kireçlenme). Osteoartrit yük taşıyan eklemlerin yaşlanma ve yozlaşmasına bağlı bir hastalıktır. Ensık görülen iltihaplı romatizma ise eklemlerde ağrı ve şişmeye yol açan romatoid artrittir. Romatoid artrit tedavi edilmezse sakatlıkla sonuçlanır hatta bazen tedaviye rağmen sakatlığa sebep olabilir. Bu hastalık vücuttaki küçük eklemleri iki taraflı olarak tutar. Diğer romatizmal hastalıklar ve ilişkili durumlar arasında fibromiyalji, bel, boyun ağrıları, miyofasial ağrılar, ankilozan spondilit, sedef artriti, bursit, tendinit, gut hastalığı sayılabilir. Bir çok romatizmal hastalık ve ağrılı durumda ağrıyla birlikte ruhsal ve fiziksel çökkünlük olabilir. Bazı romatizmal hastalıklar ise kalp, akciğer, böbrek yada gözlere zarar verebilir, ancak bu hastalıklar nadirdir. Romatizmal hastalıklar; hareketlilik, bağımsızlık, üretkenlik ve yaşama zevkini etkileyen hastalıklardır.

 

Romatizmal hastalıkların tedavisinin olmadığı ile ilgili yanlış bir inanış vardır, halbuki bu çok az sayıda romatizmal hastalık için geçerlidir. Günümüzde bir çok romatizmal hastalığın başarılı bir tedavisi vardır yada en azından hastaların semptomlarını iyileştirecek, hayat kalitelerini artıracak bir şeyler mutlaka vardır. Ne kadar istesek de romatizmayı yok edecek sihirli bir ilaç yoktur. İlaçlar yararlı olabilir; ama romatizmayla mücadelenin ilaçların dışında da başka birçok yolu vardır. Yürüyüşünüzü, hareketlerinizi ve evde yada çalışma ortamındaki işleri yapma biçiminizi, duruşunuzu değiştirebilir, bir egzersiz programına başlayabilir yada daha iyi bir beslenme düzeninize geçebilirsiniz. Fizik tedavi ve kaplıcalar bazı hastalarda uzun süreli iyilik sağlar.

 

Romatizmayla mücadele etmek için mutlaka tıbbi yardım alınmalıdır, bunun dışında aile desteği, çevresel düzenlemeler gerekebilir. Alacağınız tıbbi desteğin sağlam ve güvenilir olması gerekir. Kullanılan ilaçların yan etkileri rahatsız edici olabilir. Bu sebeple romatizmal hastalıkların tedavisinde ilaçların yanı sıra, ilaç dışı yöntemler (fizik tedavi, kaplıca, egzersiz, cerrahi tedavi) büyük önem kazanır. Beslenme, egzersiz ve yürüyüş proğramları, duruş eğitimi ve ergonomik önlemler bazı romatizmal hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde oldukça işe yararlar.

ROMATİZMAL HASTALIK NEDİR?

Romatizmal hastalıklar hareket sistemini etkileyen, ağrı ve fonksiyonel kayıpla sonuçlanan; sonuç olarak insanların hareketliliğini, bağımsızlığını, üretkenliğini etkileyen bir grup hastalıktır. Bu hastalıklar çok nadiren ölüme sebep olurlar, yaşama kalitesi üzerindeki olumsuz etkileri ise çok belirgindir. Bu hastalıklar kasları, eklemleri, diskleri, tendonları, bağları, eklem kapsüllerini ve diğer yumuşak dokuları etkileyen hastalıklardır. Siyatik nevralji, karpal tünel senromu gibi bazı romatizmal hastalıklarda ise hastalıktan çok hastalığın sebep olduğu sinir sıkışmaları hastayı hekime götürür. Bu grup hastalıklara lokomotor sistem hastalıkları, kas-iskelet sistemi hastalıkları, bazılarına da kollagen doku hastalıkları adı verilir. Kollagen doku hastalıkları daha ağır seyreden ve vücudun diğer sistemlerini de etkileyen hastalıklardır. Romatizmal hastalıkların birçok çeşidi vardır. Her çeşit ayrı bir tedavi gerektirir. Dahası, her insan farklı olduğundan, bir hastada işe yarayan bir tedavi bir başka hastada işe yaramayabilir.

 

Bu tür hastalardan bazılarının beslenme düzenini, çalışma ve duruş alışkanlıklarını değiştirmesi gerekirken, bazılarının daha sık dinlenmesi ve ara sıra ilaç kullanması yeterli olabilir. Bazı romatizmal hastalıklarda ise ileride ortaya çıkabilecek sakatlığı önlemek için kortizonlu ilaçlar, sitotoksik ilaçlar gibi diğer güçlü ilaçların kullanılması gerekir. Başka tedavi yaklaşımlarının söz konusu olabileceği romatizmal hastalıklar da vardır. Bir çok eklem dışı romatizmada ve omurga ağrılarında ise ehil ellerde yapılacak enjeksiyonlar oldukça iyi sonuçlar verirler.

 

Kemik uçlarında tampon görevi gören ve kemiklerin birbirine sürtünmesini engelleyen kıkırdak adlı süngerimsi ve kaygan madde, eklemlerin düzgün biçimde çalışmasını sağlar. Eklem kapsülünün içini döşeyen sinoviya zarı da eklem hareketine yardımcı yapılardan biridir. Bu zar eklem yüzeylerinin kayganlığını sağlayan bir sıvı salgılar. Bu salgı aynı zamanda eklem kıkırdağının beslenmesini sağlar. Eklem kapsülü ve bağlar eklem bütünlüğünü sağlayan oluşumlardır. Eklemin yüzey şekli ve çevresindeki kaslar da eklem bütünlüğüne katkıda bulunurlar.

 

Eklem yapılarında aşırı kullanıma bağlı aşınma, yıpranma ya da yozlaşma görüldüğünde eklemlerle ilgili sorunlar başlar. Sinovial zar iltihaplanabilir ve ardından komşu kıkırdak, bağ dokusu ve kirişlerde zorlanma ya da kopmalar olabilir. Eklemi oluşturan kemiklerde aşınmalar, deformasyonlar ve yeni kemik oluşumları olabilir. Bu sorunların hemen hepsinin yaygın biçimde bilinen ortak adı romatizmadır. Romatizmanın eklemi ilgilendiren tipleri artrit adı altında toplanır ve eklem iltihabı anlamına gelir. Eklem çevresinde duyulan ağrının her zaman artritten kaynaklanmayacağını bilmek önemlidir. Eklem bölgesinde ve eklem çevresinde ağrı ve fonksiyon kaybına yol açan başka romatizmal hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıkların yarısından çoğu eklem dışı kaynaklıdır.

 

Bütün romatizmal hastalıklar arasında en yaygın olanları osteoartrit (kireçlenme) ve romatoit artrittir. İnsanlar genellikle bu iki hastalığı birbirine karıştırır. Bunun sebebi büyük ölçüde, eskilerin romatizma diye yakındıkları ağrılardan bir çoğunun aslında osteoartrit olmasından kaynaklanır. Osteoartrit çok daha yaygındır; ama tedavisi romatoit artrit kadar zor değildir ve hayatı da onun kadar etkilemez. Ayrıca boyun, bel, omuz, kalça, diz, bacak gibi bölgesel ağrı sendromları ve yumuşak doku romatizmaları hastaları en çok doktora götüren yakınmalardır. Bu hastalıklar aynı zamanda iş kaybı ve ekonomik kayıplarında en önemli sebeplerindendir.

 

Bazı romatizma tipleri eklemleri etkiler. Başka birçok bir çok romatizmal hastalık ise kaslar, kirişler ve eklemi destekleyen bağlar gibi eklem dışı yapıları hasara uğratarak ya da eklemlerde aşınmayı ve sürtünmeyi önleyen destekler olarak fonksiyon gören bursaların şişmesine yol açarak eklemleri dolaylı yoldan etkiler. Bu romatizmal hastalıkların bazıları doğrudan eklemde iltihaplanmaya yol açmadığından, kelime anlamıyla artrit değildir; ama sonuçta hepsi çeşitli biçimlerde eklemi etkilediklerinden artritler başlığı altında da toplanırlar. Halk arasında romatizma denince ilk akla gelen ve en yaygın tip olan osteoartrit ise temelde iltihaplı bir hastalık değildir. Bu hastalığın sebebi eklemlerdeki yaşlanma, yıpranma ve yozlaşmalardır.

 

Daha az görülen ancak çok daha ağır sonuçları olan romatoid artrit ise temel olarak eklem sinoviasından başlar ve eklemin bütün elamanlarını etkiler. Ankilozan spondilit ise omurga ve sakroiliak eklemleri etkileyen, ilerleyici hareket kısıtlılığı ile seyreden bir hastalıktır. Romatoid artritte belirgin ve şiddetli bir iltihap, ankilozan spondilitte orta derece bir iltihap söz konusudur. Osteoartrit ise bir yıpranma ve yozlaşma hastalığıdır.

ROMATİZMAL HASTALIKLAR KİMLERDE GÖRÜLÜR ?

Ne yazık ki romatizmal hastalıklar herkeste ve her yaşta görülebilir. Birçok ülkede yüksek tansiyondan sonra en yaygın hastalık romatizmal hastalıklardır. Nüfusun yaşlanmasına, daha hareketsiz yaşamaya, insanların gittikçe daha kilolu olmalarına, stres ve tekrarlayan uygunsuz hareketlere bağlı olarak romatizmalı hasta sayısında gittikçe artış olmaktadır. Tıpta sağlanan gelişmeler, beslenme ve çalışma şartlarının iyileşmesi sayesinde artık çok daha uzun yaşıyoruz. Büyük salgın hastalıklar, savaşlar, ağır çalışma koşulları gibi olumsuzlukların ortadan kalkması insan ömrünü uzatıyor bu da daha fazla insanın romatizmal hastalığa yakalanması anlamına geliyor. Ayrıca konforun artması ağrıları insanlar için daha önemli bir sorun haline getirmektedir. Yine; oturarak çalışma, bilgisayar ve tv karşısında geçen saatler, uzun süren yolculuklar, ağırlık kaldırma, aşırı kilo vs.. eklemlere daha fazla yük binmesine sebep olmaktadır.

 

Hemen farkına varılmasa bile, 40 yaşına giren her 10 kişiden yaklaşık 9’unun vücut yükünü taşıyan eklemlerinde, büyük ihtimalle diz, kalça, omurga eklemlerinde, osteoartrit (kireçlenme) gelişir. Ancak bunların bir kısmında ağrı oluşturacak kadar belirgin osteoartrit vardır çoğunda ise ağrı yoktur.

 

Romatoit artritin ise yaşı yoktur; bir tipi küçük çocuklarda bile görülür. Ama asıl 20-50 yaşlarında yaygındır. Kadınlarda daha sık görülür.

 

Gut, ankilozan spondilit, reiter, lupus ve polimiyalji gibi diğer romatizmal hastalıklar çok daha seyrek görülürse de, bunların bazılarında önemli artışlar olmuştur. Tıbbi bilgilenmede artmadan dolayı eskiden teşhis edilemeyen bir çok romatizmal hastalık bugün teşhis edilmektedir.

 

Hem osteoartrit (OA), hem de romatoit artrit (RA) eklemlerde ağrı ve şişmeye yol açar. Romatoit artritteki iltihap ya da şişme, osteoartritteki şişmeden çok daha şiddetlidir. Osteoartritteki ağrı ve fonksiyon kaybı, kıkırdak ve bazen de kemik yıkımından ve yeni kemik oluşumlarından kaynaklanır. Romatoid artrit ise sinovial zardan başlar ve bütün eklemi etkiler. Ağrı biçiminde ortaya çıkan rahatsızlık, eklem hareketlerini sınırlar.

 

Ağrıdan dolayı eklemlerin yeterince çalışmaması, eklem çevresindeki kasları zayıflatır ve eklemi iyice sertleştirir. Osteoartrit; yaşam süresini tehdit etmez, ama uygun biçimde tedavi edilmezse, hareket yeteneğini sınırlayıp yaşam biçimini değiştirebilir ve bu gelişmeler çok moral bozucu olabilir, hastalarda ruhsal ve bedensel bir çökkünlük olabilir. Neyse ki, tedaviyle hastalığın seyri büyük ölçüde değiştirilebilir. Romatoit artrit; kalıcı hasarlardan kaçınmak için hemen tedavi edilmesi gereken daha tehlikeli bir hastalıktır. Tedavi edilmediğinde eklemleri ve hatta vücudun başka bölgelerini hasara uğratmakla kalmaz, ciddi ek sorunlara (komplikasyonlara) yol açar. Normal koşullarda vücudu koruyan ve zorlu hastalıkları savuşturmaya yardım eden bağışıklık sistemi, bu hastalıkta eklemlere karşı saldırıya geçer, eklemi döşeyen sinovial dokuda şişme ve kalınlaşmaya yol açar. Kıkırdak ve kemik yıkıma uğrayabilir. Hasta kendini çok kötü hissedebilir. İştah kaybolur, vücudun her yanı ağrır, ateş yükselir ve sürekli halsizlik hissedilir. Romatoid artrit her yaşta ve kadınlarda, osteoartrit 40 yaşından sonra her iki cinste, ankilozan spondilit ise daha çok genç erkeklerde görülür. Yumuşak doku romatizmaları ise 20 yaşından sonra her iki cinste görülür.

Romatoid Artrit

Romatoid artrit nedir ?

Romatoid artrit (RA) eklemlerde ağrı, tutukluk, şişlik ve fonksiyon kaybı yapan bir hastalıktır. Hastalık eklemlerin yanı sıra kemiklerde, akciğerlerde, deride, kalpte, kan damarları, vücudun birçok organında da bozukluğa yol açabilir. Kansızlık en sık rastlanan sistemik belirtisidir. Hastalık her yaş ve cinste görülmekle birlikte 20-45 yaş arası kadınlarda daha sık görülür. Hastalık kadınlarda erkeklere göre 3 kat daha sık görülür ve daha ağır seyreder. Elli yaşından sonra her iki cinste eşit görülür. Çocuklarda görülen RA’in özellikleri erişkin yaşta görülen RA’den daha farklıdır.

 

Sebepleri nelerdir ? Korunmak mümkün müdür ?

RA in sebebi bugün için bilinmemektedir. Genetik faktörlerin kısmen rolü olduğu sanılmaktadır. Sebebi bilinmediğinden bugün için hastalıktan korunma söz konusu değildir.

Hastalığın belirtileri nelerdir ?

Erken dönemde sabah tutukluğu, halsizlik, ve yorgunluk hastalığın ilk belirtisi olabilir. Ayrıca küçük eklemlerde ağrı, tutukluk ve şişlik olur. Belirtiler sabahları yataktan kalkınca daha belirgindir. Daha sonra eklemlerdeki ağrı, şişlik ve tutukluk daha belirginleşir ve kalıcı hale gelir. Hastalığın başlangıcından ortalama 2 yıl kadar sonra eklemlerde şekil bozuklulukları görülebilir. Bu şekil bozuklukları daha çok el, el bileği, ayak, ayak bileği ve diz eklemlerinde görülür. Hastalık ilerledikçe vücuttaki bütün eklemleri etkiler. Bunlara ilaveten kansızlık, kemik erimesi, depresyon ve anksiyete oldukça sık görülür. Ayrıca hastalığın tedavisi için kullanılan ilaçların yan etkileri de hasta için sorun oluşturabilir.

Teşhis nasıl konulur ?

Hastalığın başlangıç döneminde teşhis koymak oldukça güçtür. Başlangıçta kan tetkikleri ve röntgen bulguları normaldir. Hastalık belirli bir aşamaya geldikten sonra kan tetkikleri teşhise büyük ölçüde yardımcı olur. İlerlemiş, vakalarda röntgen, boyun omurlarındaki tutulmayı değerlendirmek için tomografi ve MR yardımcı olur. Kan ve idrar tetkikleri hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkilerini ve hastalığın seyrini izlemede yardımcı olabilir.


Tedavi nasıl olmalıdır ?

RA’in kesin bir tedavisi yoktur. Ancak son 20-25 yılda RA tedavisinde büyük ilerlemeler olmuştur. Yeni geliştirilen tedavilerle hastaların şikayetlerinin azaltılmasına büyük ölçüde yardımcı olunmakta ve hastaların en azından büyük çoğunluğunun günlük yaşam aktivitelerini hemen hemen normale yakın olarak sürdürmeleri sağlanmaktadır. Hastalığın tedavisinde bir çok ilaç kullanılmaktadır. Her yıl yeni yeni ilaçlar kullanıma girmektedir.

 

Bu ilaçlar hastalığın belirtilerini ortadan kaldıranlar ve hastalığın seyrini değiştirenler olmak üzere iki gruba ayrılır. Birinci gruba steroid olmayan antiromatizmal-antienflamatuar ilaçlar, ikinci gruba yavaş etkili antiromatizmal ilaçlar adı verilir. Tedavisi zor ağır sakatlıklar bırakabilen bir hastalık olan romatoid artrit için, eklemlerde ortaya çıkabilecek hasarı en aza indirmek açısından yoğun bir tedavi gerekir. Kullanılan ilaçlar arasında steroit olmayan anti-enflamatuar ilaçlar, kortikosteroitler, yavaş etkili romatizma ilaçları ve düşük doz depresyon ilaçları (ağrıyı azaltmak, daha iyi uyuyabilmek için) sayılabilir. Ayrıca hastalığın sebep olduğu kansızlık, osteoporoz, depresyon, anksiyete gibi ikincil hastalıkları tedavi etmek için de ilaç kullanmak gerekir.

 

RA ciddi eklem ve eklem çevresi dokularda yıkım ile seyreden sakat bırakıcı bir hastalıktır. İlaç kullanmakla ağrılardan tamamen kurtulmak mümkün olmayabilir. Ancak ilaçlar sakatlık derecesini en aza indirirler, bu sebeple mutlaka ilaç kullanılmalıdır. İlaçları doktor onayı olmadan bırakmak veya değiştirmek RA li hastaların sık yaptıkları bir hatadır. RA li hastaların ilaç kullanmadan uzun süre rahat bir hayat sürdürmesi beklenemez. Tedavi yoluna gidilmediğinde, romatoit artritli hastaların yarısı altı yıl sonra yardımsız dolaşamaz duruma gelmekte, yirmi yıl sonra ise her on hastadan dokuzu aynı durumla karşılaşmaktadır. Ama erken tedavi hastalığın gidişini büyük ölçüde değiştirmektedir.

Tedavide gözetilen ana hedefler şunlardır:
Ağrının kesilmesi
İltihabın azaltılması
Fonksiyonların sürdürülmesi
Biçimsel bozuklukların önlenmesi (deformitelerin önlenmesi)

Eklem hasarının yüzde 90’ı romatoit artritin ilk yıllarında gelişir. Bu da tedavide gecikmemenin önemini açık biçimde ortaya koyar. Bazen tek bir antiromatizmal ilacın antienflamatuar dozlarda alınması tümüyle yeterli olur, ancak bu nadir bir durumdur ve genellikle ilave ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaç grubu içinde hastalığın gidişini değiştiren romatizma ilaçları ve bağışıklık sistemi hücrelerini baskılayıcı ilaçlar yer alır. Bu ilaçların kullanımında iltihabın kontrol altına alınması hedefi gözetilir; etkilerini biraz daha uzun sürede göstermelerine karşın, bu ilaçlar sonuçta antienflamatuar-antiromatizmal ilaçlardan daha güçlüdür. Bu ilaçların etkileri 1-3 ayda başlar, etkisiz olduklarına karar vermek için ise daha uzun süre kullanmak gerekir.

Yavaş etkili antiromatizmal ilaçlar (hastalık seyrini değiştiren ilaçlar)

Bu grup ilaçlar uygun dozda ve yeterli sürede kullanılması şartıyla RA tedavisinde etkili ilaçlardır. Ama bazıları daha fazla yan etki riski taşır. Bu tür muhtemel tehlikeler sebebiyle en iyi sonucu ancak uyarılara tamamen uyarak, hastanın durumu dikkatle değerlendirilerek ve olumlu yada olumsuz her gelişme doktora bildirilerek elde edilebilir.

Methotrexate

Bu ilaç hızlı etkisi ve daha az yan etkileriyle iltihap giderici ilaçların en iyilerinden biridir. Alışılmış dozları bağışıklık sistemini hafifçe baskılayarak iltihabı azaltır. Düzelme bir ay içinde görülebilirse de bazen daha uzun sürer. Methotrexate ağız yoluyla yada enjeksiyon şeklinde haftada bir kez alınır. Yan etkileri arasında midede tahriş ve ağız içinde iltihaplanma sayılabilir. Pek az hastada akciğer iltihabı, kemik iliği sorunları ve ciddi karaciğer sorunları bildirilmiştir. Karaciğeri korumak için en iyisi metotreksat kullanırken alkol alınmamasıdır. Karaciğerin durumunu izlemek için dört-sekiz haftada bir karaciğer fonksiyon testleri yapılması önerilir. Birçok romatizma ilacı gibi sakat doğumlara yol açma riski nedeniyle hamilelikte kullanılmamalıdır. Birçok çalışmada her gün alınan folik asidin metotreksattan kaynaklanan yan etkileri azalttığı gösterilmiştir. Aslında kanser tedavisinde kullanılan bu ilaç RA tedavisinde haftada bir gün 7.5-25 mg dozlarında kullanılır.

Hidroksiklorokin, klorokin, (Sıtma ilaçları)

Klorokin yan etkilerinden dolayı eskisi kadar sık kullanılmıyor. Hidroksiklorokin sülfat en yaygın kullanılan yavaş etkili antiromatizmal ilaçlardan biridir. Romatoit artritlilerin yaklaşık üçte biri günde 200-400 miligramlık dozlarla üç-altı ay bu ilacı kullandıktan sonra fayda görmektedirler. Yan etkileri azdır. En ciddi risk, ender görülmekle birlikte göz retinasında gelişebilen hasardır. Göz hasarı alışılmış dozlarda sıra dışı bir gelişmedir; ama hekiminiz yılda iki kez göz muayenesine gitmenizi önerebilir. Ayrıca mide-bağırsak sorunları, deri bozuklukları da görülebilir.

Kortikosteroitler

Kortizon ve prednizolon içeren bu gruptaki ilaçlar, romatoit artritin yanı sıra bir çok romatizmal hastalıkda kullanılabilir. Uzun süreli steroit kullanımının en yaygın görülen yan etkisi kilo almadır. Çünkü bu ilaçlar iştah artırmaktadır. Fazladan kilo almayı önlemek için her gün tartılmalı, aşırı gıda tüketiminden kaçınılmalı ve egzersiz yapılmalıdır. Bazı hastalar da şişmanlamanın yanı sıra yuvarlak ve kızarık yüz, kan basıncında yükselme ve sıklıkla deride oluşan çürümeler gibi belirtiler de ortaya çıkar. Diğer yan etkiler arasında mide ülserleri, şeker hastalığı, yaraların geç kapanması, sivilce, kaslarda zayıflama ve katarakt yer alır. Osteoporoz riskini arttırdığından, kemik kaybını önlemek için tedbir alınmalıdır. Uzun süreli kortikosteroit tedavisi görüyorsanız böyle bir tedavi gördüğünüzü gösterir bir belgeyi yanınızda taşımanızda yarar vardır. Bir kaza durumunda, acil servis hekimleri size steroit verme gereğini duyabilirler.

Sülfasalazin

Ayrı ilaç gruplarından sülfamit ile salisilat arasında bir kombinasyon ürünü olan sülfasalazin, romatoit artrit tedavisinde yavaş etkili yeni bir ilaçtır. Hekimler bu ilacı genellikle günde iki gram olarak verirler ve etkisi yaklaşık dört haftada görülür. Bazen döküntü, baş ağrısı, bulantı, kusma, iştah kaybı, mide rahatsızlığı ve sperm sayısında düşme gibi yan etkiler gelişir. Sülfasalazinin yararının altın tuzları ve penisilaminle sağlanana benzer boyutlarda olduğu belirtilmektedir. Sülfasalazin kullanan hastalar kan sayımı yaptırmalıdır. Bu ilaç seronegatif adını verdiğimiz omurgayı tutan romatizmalarda da etkilidir.

Altın tuzları

Altın tedavisi, kaslara yapılacak haftalık iğneler yada günde iki kez yutulacak tabletler biçiminde olabilir. Altın kullananların üçte birinde yan etkiler gelişir. Bu yan etkiler arasında döküntü, ağızda iltihaplanma, idrarda protein, akyuvar ve alyuvarlarda azalma sayılabilir. Daha seyrek olarak kanda trombosit sayısı da düşebilir. Altın iğnesi ishale, ayrıca baş dönmesi ve bulantıya yol açabilir.

Minosiklin

Bu hafif etkili ilaç yalnız hafif romatoit artrit vakalarında kullanılır. Etkisini ne yoldan sağladığını henüz bilinmemektedir. Bu ilacı kullananların çok azında sersemleme olabilir.

Siklosporin

Bu ilaç bağışıklık sistemini baskılar ve iltihap belirtilerini ortadan kaldırır. Böbrek hasarına yol açabildiğinden, yalnız düşük dozlarda ve sıkı hekim gözetiminde kullanılmalıdır. Yapılan bir çalışmada, siklosporinin eklem hasarını öbür tedavilerden daha iyi yavaşlattığı saptanmıştır. Pahalı ve yan etkileri fazla bir ilaçtır.

Omega-3 yağ asitleri ve diyet

Sombalığı, ringa, uskumru gibi soğuk deniz balıklarında bol bulunan bu yağ asitleri romatoid artritli hastalara iyi gelmektedir. RA li hastalar diyetlerine dikkat etmeli kilo almaktan kaçınmalı lifli gıdalar almalıdırlar. Bu hastaların diyeti az yağlı, yeterli kalori, az tuzlu, alkolsüz, sigarasız, az şekerli ve bol lifli olarak özetlenebilir. Hastalığın seyri üzerine etkili ilaçların etkileri 1-3 ayda başlar. Etkisiz olduğunu söylemek için ise 3-6 ay beklemek gerekebilir. Bu ilaçların etkinliğinin yanında yan etkileri de takip edilmelidir.

 

Şişmiş eklemlerin boşaltılması ve bandajlanması, soğuk (buz) uygulamalar, eklemdeki iltihabı kısmen azaltarak ilaç tedavisine yardımcı olur. Ayrıca eklem içi kortizon enjeksiyonları yapılabilir. Deformitelerden korumak eklem çevresindeki kasların egzersizle çalıştırılması, eklem deformitelerini önlemek için splintleri kullanması gerekebilir. İleri derecede tutulmuş ve fonksiyonunu kaybetmiş kalça ve diz eklemlerine protez takılması gerekir.

Çocukluk Çağı Romatoid Artriti

Juvenil romatoid artrit (JRA) bir veya birden fazla eklemde 16 yaşından önce başlayan müzmin bir romatizmal hastalıktır. Juveril artritin başlıca 3 şekli vardır. Bunların eklem tutulması, tedavileri ve prognozlarında (gidişatında ) önemli farklılıklar vardır. Sistemik başlangıçlı tip :

Yüksek ateş, deri döküntüleri ve bazı iç organ tutulmaları ile birlikte seyreder. Hastalığın %10 unda bu şekilde artrit vardır. Kızlarda iki kat daha fazla görülür. Prognozu iyi değildir.

Oligoartiküler tip :

Beşten az eklemin tutulmasıdır. Artritli çocukların yarısında bu şekilde tutulma vardır. Bu çocuklar çok genç hatta bebek bile olabilirler. Bu hastalarda göz bozuklukları da olabilir. Kızlarda 6 kat daha fazla görülür. Bu çocuklarda iyileşme oldukça iyidir.

Poliartiküler tip :

Bu çocuklarda 5 veya 5 den fazla eklem tutulması vardır. Her yaşta başlayabilir. Bu hastaların bir kısmı erişkin tip romatoid artritin erken dönemde başlayan formu olarak kabul edilir. Kızlarda iki kat daha fazla görülür. JRA in sebebi bilinmemektedir. Genetik faktörler, enfeksiyon hastalıkları hastalığı tetikleyici olabilir. JRA toplumun binde birinde görülür. Bu çocuklar okula gitmekte, oyun ve sosyal aktivitelere katılmakta büyük güçlüklerle karşılaşabilirler. Okul başarıları fiziksel kısıtlıktan dolayı daha düşüktür. Aileler; ekonomik, sosyal ve psikolojik zorluklarla karşılaşabilirler.

Teşhis:

JRA’in teşhisinde büyük güçlüklerle karşılaşılabilir. Topallama, sabah yataktan uyanma esnasında tutukluk, azalmış fiziksel aktivite, başlangıç döneminde en sık rastlanan belirtilerdir. Büyüklerin RA’ in teşhisinde işe yarayan kan tetkikleri çocuklarda normal olabilir. Ayrıca enfeksiyonlar, lösemiler, büyüme ağrıları, çocukluk çağı kanserleri başlangıçta JRA belirtileriyle aynı şekilde başlar. Eklemlerde şişlik, ağrı, bazen deri döküntüleri, ateş, halsizlik, tutukluk, teşhis koymada yardımcı olur. Tedavi :

 

Erişkin romatoid artritin tedavisinde kullanılan pek çok ilaç JRA’in tedavisinde de kullanılır. İyi bir yatak duruşu, splintler, ateller ve egzersizler, deformitelerin oluşumunu ve ilerlemesini engeller.

Ankilozan Spondilit

Ankilozan spondilit (AS); öncelikle omurgayı ve sakroiliak eklem dediğimiz, leğen kemiği ile sağrı (sakrum ) kemiği arasındaki
eklemleri tutan kronik bir hastalıktır. Hastalık; göz, kalp, kalp kapakçıkları ve akciğerleri de etkileyebilir.

 

AS’in görülme sıklığı toplumdan topluma değişmekle birlikte, ortalama olarak her bin kişide 1 ile 2 arasındadır. Daha çok
erkeklerde görülür. Kendisi ankilozan spondilit’ e yakalanan kişinin çocuklarında da bu hastalığın görülme riski % 10 ile 20
arasındadır.

AS’in oluşma mekanizması, oldukça karmaşık olmakla birlikte, en genel kabul edilen görüş, hastalığın bir takım bağırsak ve
üreme sistemi enfeksiyonlarına yol açan bakteri türlerinin bağışıklık sistemini uyarması sonucu ortaya çıktığıdır.

Hastalığın belirtileri nelerdir?

AS’in ilk belirtisi, genç insanlarda yavaş yavaş ve sinsi başlayan bel ağrısıdır. Önceleri sakrum üzerinde duyulan ağrı daha sonra bele
yayılarak sürekli bir ağrı ve tutukluk yapar. Bu tutukluk en fazla sabah olup günün ilerleyen saatlerinde ve hareket ettikçe veya sıcak duş alınca hafifler. Hasta bazen yataktan kalkarken sırtını ve belini rahatça büküp döndüremediği için öne doğru eğik dolaşır. Belde sertlik ve tutukluk bazen ağrıdan önce gelir. Romatoid artrit ve kireçlenmeler de görülenin tersine, hastalık önce eklem çevresindeki ligamentlerden, diğer bir deyişle bağların ve kasların kemiklere bağlandığı uçlarda başlar ve bu bölgelerdeki iltihap sonucu dokular sertleşir ve bir anlamda kireçlenir.

Kireçlenme, omurgayı oluşturan vertebraları (omurları) boydan boya tutarak omurganın değişik yönlerdeki hareketliliğini
giderek azaltır ve hatta omurga eklemlerini kilitleyebilir.

 

Üst üste dizilmiş tuğlaları ve tuğlalar arasında şişirme su yastıkları olduğunu düşünün. Yanlardan kalın lastik şeritlerle bu tuğlaları
bir arada tuttuğunuzda bu sert tuğlalardan ve esnek su yastıkçıklarından oluşan bu sistem hem esnek hemde lastik bantlar sayesinde sağlamdır. İskelet sistemimizin direği işlevini gören omurgamız da benzetmeye çalıştığımız üst üste dizilmiş tuğlalar gibidir.
Küçük vertebra kemiklerini tuğlalar, vertebralar arasındaki yarı sert disk yapıları da tuğlalar arasında ki su yastıkları gibi
gözümüzün önüne getirdiğimizde bu her yana esnek biçimde eğilen yapı, AS’de sertleşir ve tuğlalar arasındaki su yastığının ve
yandaki lastik şeritlerin yerini çimento sıva alır. Diğer bir anlatımla, omurlar arası diskler kireçlenir ve omurları saran lifler de bu kireçlenmenin yayılması ile katılaşır. Sonuçta, öne, arkaya ve yanlara eğilmeyen, çabuk kırılmaya eğilimli ve kırıldığı noktalarda da kamburlaşan bir omurga karşımıza çıkar. Göğüs kafesi de bu hastalıktan etkilenir. İlk başta göğsün üst tarafındaki sternum kemiği
(iman tahtası) çevresinde ağrılı şişlikler oluşur ve bu durum ilerledikçe göğüs kafesinin çevresindeki eklemler sertleşir ve normalde yaptıkları açılıp kapanma yada kalkıp inme işlevlerini yerine getiremezler. Sonuçta, hastanın derin nefes alma yeteneği azalır ve
göğsün nefes alıp vermeyle genişleme kapasitesi 2 cm’nin altına düşer (normalde 4 cm’nin üzerinde).

Hastalık nasıl seyrediyor?

Hastalık her hastada farklı biçimde seyretmesine ve zaman zaman alevlenip zaman zaman yatışmasına karşın, genel olarak hayatı tehdit edici değildir. Çoğunlukla, 10 yıllık bir süre içinde kendiliğinden durabilir; en azından hastalığın ilerleyişi ve şiddeti azalabilir. Kalça tutulması, hastalığın gidişatının iyi olmadığını gösterir ve kalça tutulması hastalarda en önemli rahatsızlık ve sakatlık sebebidir. Kalça tutulmasının yanısıra diz, omuz gibi büyük eklem tutuluşu olan hastalarda da hastalık ağır seyreder. Kadınlarda kalça, omuz, diz gibi çevresel eklem tutulumu daha sıktır. Yine kadınlarda boyun omurgası daha sıktır.

Tedavisi mümkün müdür ?

Ne yazık ki, bu hastalığı önleyebilmek ve tamamen iyileştirebilmek mümkün olmayabilir. Yine de, sıkı bir doktor takibi, fizik tedavi programları ve egzersizler ile hastanın şikayetleri azaltılıp eklemlerin esnekliği korunmaya çalışılır. Yine kaplıcalar bu hastalarda
büyük semptomatik iyilik sağlar.

 

Tedavide hasta eğitimi ve hastanın bu eğitimi uygulaması çok önemlidir. AS’li hastalar kesinlikle sigara içmemelidirler. Hastanın dik durması, düzenli egzersizler yapması ve mümkünse yastıksız yatması ve dizlerini karına çekmeden yada yüzükoyun yatması
omurgasını korur.

 

Beli arkaya doğru eğen egzersizlerin yanı sıra, hastanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, yüzmektir. Öne eğilerek yapılan
sporlar zararlıdır.Tedavide antiromatizmal ilaçlar, sulfasalazin gibi klasik ilaçlar kullanılır.

 

Eğer omurganın dışında, kalça, diz, omuz gibi eklemler de tutulmuş ise, eklem içlerine hyaluronik asid (Hyaluronan ) verilmesi ve
bazen de eklem çok ağrılı ise, buna kortizon eklenmesi gerekebilir.

 

AS’de omurgada, özellikle boyun ve bel kısmında farkında olunmayan tehlikeli kırıklar olabilir. Bu nedenle, çok küçük bir kaza sonrası bile oluşan ani bel ve boyun ağrılarında gerekli radyolojik, MRI gibi incelemelerin yapılması gerekir.

Ankilozan Spondilit Egzersizleri

Yapabildiğiniz bütün egzersizleri yapabilirsiniz. Ancak bu egzersizlerin bir kısmı sizin için uygun olmayabilir. En iyisi her gruptan birkaç egzersizi sürekli olarak yapmaktır. Egzersizleri günde 2-3 defa 5-10 kere tekrar edin. Ancak bazı egzersizleri daha sık aralıklarla yapabilirsiniz.

 

Egzersiz 1:

Yüzüstü uzanırken, ellerinizi başınızla birlikte kaldırın, aynı zamanda sağ veya sol bacağınızı sırayla kaldırın.

Egzersiz 2:

Yüzüstü karnınızın altında bir yastıkla uzanın, ellerinizi arkada birleştirerek, başınızı ve göğsünüzü olabildiğince kaldırın.

Egzersiz 3:
Aynı hareketi kollarınız yanda tekrarlayın.

Egzersiz 4:

Yüzüstü uzanırken ayaklarınızı ve kollarınızı uzatarak gerdirin.

Egzersiz 5 :

Ayakta dururken elleriniz belinizde, geriye doğru uzatın.

Egzersiz 6:

Sırtüstü yatarken bir bacağınızı dizinizi bükmeden havaya kaldırın diğer bacağınızla aynı hareketi tekrarlayın.

Egzersiz 7:

Sırtüstü uzanırken, dizleriniz bükük, ayak tabanı yerde, olsun. Her iki elinizi olabildiğince yukarıda birleştirin.

Egzersiz 8:

Bir sandalyede oturun omuzunuzu havaya kaldırırken göğüs kafesinizi gerin, hareketi her iki taraf için hem soluk alırken hem de soluk verirken tekrarlayın. Egzersiz 9:

 

Şerit haline getirilmiş bir çarşafı üst göğsünüze çaprazlayın derin nefes alıp verirken bu esnada göğüs kafesinizdeki direnci hissedin. Hareketi alt göğüs ve göğüs ortası için tekrarlayın.

Egzersiz 10:

Sırt üstü yatarken başınızı kaldırmadan dizlerinizi göğsünüze çekin, egzersizi her iki diz için birlikte ve ayrı ayrı tekrarlayın.

Egzersiz 11:

Sırt üstü yatarken dizlerinizi bükün, kalçanızı kaldırabildiğiniz kadar kaldırın ve köprü kurun.

Egzersiz 12:

Bir duvar köşesinde şekildeki gibi duvara dayanın ve vücudunuzu yaylandırın.

Kireçlenme

İki kemiğin karşılaştığı yere eklem denir. Eklemlerdeki kemik yüzeyleri ince bir kıkırdak tabakası ile kaplıdır. Bu kıkırdak bir örtü gibi kemik yüzeyini örter, ekleme yük bindiğinde kemiği darbelerden korur ve hasar görmesini önler. Kıkırdak aynı zamanda eklem yüzeylerinin pürüzsüz bir şekilde kaymasını sağlar. Eklem, sinoviyal zar adı verilen bir zarla çevrilidir ve bu zarın içinde kalan eklem boşluğu bir sıvı (sinoviyal sıvı) ile doludur, sağlıklı bir eklemde sinovial sıvı bir enjektörle alınamayacak kadar azdır. Bu sıvı, kıkırdak dokusunu beslerken, aynı zamanda eklem yüzeylerinin de kayganlığını sağlar. Böylece eklem hareket ederken, kıkırdak yüzeylerinin birbirine sürtünmesi önlenir. Bütün eklem, sinoviyal zarın dışında bulunan bir kapsülle çevrilidir. Bu kapsül, eklemi oluşturan kemiklerin gereğinden fazla oynamasını önler. Osteoartrit (halk dilinde kireçlenme), eklemleri tutan bir hastalıktır. Osteoartritte, eklemdeki kıkırdak tabaka düzgünlüğünü kaybeder ve incelir. Kıkırdağın altındaki kemik ise kalınlaşır ve kenarlarında osteofit (kemik çıkıntısı) adı verilen küçük kemik çıkıntıları oluşturur. Eklem içinde kıkırdaktan kopan serbest cisimler olur. Sinoviyal zar kalınlaşır ve eklem içindeki sinoviyal sıvı artar. Bu da eklemin şişmesine sebep olur. Eklem kapsülü ve kapsülün dışından geçerek eklemi kuvvetlendiren ligamentler (bağlar) kalınlaşırlar ve şişen eklemi korumak için kasılırlar. Bütün bunlar, eklemin kendisini tamir etmeye yönelik çabalarıdır. Ancak bu tamir çoğu zaman başarılı olmaz, giderek eklemde ağrı ve hareket kısıtlığı gelişir. Osteoartrit başlangıçta kıkırdak ve kıkırdağın altındaki kemiğin hastalığı iken hastalık ilerledikçe eklemle ilgili bütün oluşumları etkiler. Osteoartrit, tüm eklemleri tutabilir ancak en sık; diz, kalça, el, ayak, boyun ve bel eklemlerinde görülür. Yavaş gelişen bir hastalıktır. Hastayı rahatsız edici değişikliklerin oluşması genellikle yıllar sürer. Bazen eklemde küçük değişikliklerle sınırlı kalır ve günlük hayatı çok etkilemez. Bazen de çok ağır ve çok kısıtlayıcı olabilir. Ağır durumlarda kıkırdak iyice incelir, hatta kaybolur ve eklem içindeki kemik yüzey çıplak kalır. Korunmasız kalan bu kemik yüzeyler hareket sırasında birbirlerine sürtünürler ve aşınmaya başlarlar. Bu sırada kemikte osteofit oluşumu da artar. Sonuçta eklemde şekil bozukluğu gelişir ve eklem normal düzenini kaybeder. Osteoartritte sık görülen bir sorun da; kıkırdaktaki kalsiyum kristalleri eklem sıvısının içine dökülüp eklemde kızarıklık, sıcaklık ve şişlik gelişmesine neden olurlar. Bu duruma sinovit adı verilir. Tedavisi normal osteoartritden bazı farklılıklar gösterir.

Osteoartritin sebepleri nelerdir ?

Osteoartrit gelişmesinde rol oynayan birçok etken vardır. Genellikle bu etkenlerden birkaçı birlikte bulunurlar. Ancak en sık görülen sebepler, eklemin aşırı yük altında kalması ile geçirilmiş eklem yaralanmalarıdır. Yaş, genetik faktörler, mesleki zorlanmalar, geçirilmiş eklem operasyonları, travmalar, duruş bozuklukları, eklemlerin kötü kullanılması osteoartrit gelişimine katkıda bulunan en önemli faktörlerdir. Hiçbir sebep olmaksızın da osteoartrit başlayabilir. Hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayan faktörler şunlardır

 

Yaş: Osteoartrit genellikle 45 yaşından sonra başlar. 50’li ve 60’lı yaşlarda başlaması en sık görülen durumdur. 40 yaşından önce görülmesi ise nadirdir.

 

Cinsiyet : Özellikle diz ve el eklemlerini tutan osteoartrit kadınlarda daha sık görülür.

 

Şişmanlık : Birçok insanda özellikle diz ve kalçada gelişen osteoartritin en önemli sebebi şişmanlıktır. Şişmanlık nedeniyle ekleme aşırı yük binmesi, osteoartritin hızlı gelişmesine ve ağır seyretmesine sebep olur. Bu hastaların tedavisi oldukça zordur.

 

Eklem yaralanmaları: Eklemin bir travma yada büyük bir ameliyat geçirmesi, yıllar sonra osteoartrit gelişmesine sebep olabilir. Doğuştan olan bazı eklem hastalıkları da ileri yaşlarda osteoartrit gelişmesine yol açabilir. Normalden fazla fiziksel egzersize maruz kalan eklemlerde de osteoartrit gelişebilir. Futbolcularda dizde gelişen osteoartrit, voleybolcularda parmak osteoartriti, güreşçilerde boyun ve omuz osteoartriti buna bir örnektir.

 

Ayrıca bazı meslekler bazı eklemlerin daha fazla kullanılmasına sebep olur ve bu eklemlerde erken yıpranmalar olur.

 

Kalıtım : Osteoartrit kalıtsal bir hastalık değildir, ama bazı osteoartrit tipleri ailesel geçiş gösterir. Parmaklarda görülen Heberden artrozu genetik geçişlidir. Spor yaralanmaları: Bazı sporlarda bazı osteoartrit tipleri daha sık görülür. Özellikle rekabete dayalı zorlanmalar, eklemlerde erken dönemde yıpranma ve yozlaşmalara sebep olur.

 

Mesleki zorlanmalar: Ergonomik kurallara riayet edilmeden yapılan mesleki aktiviteler eklem ve bağları zorlayarak yıpranma ve yozlaşmalarına zemin hazırlar.

Osteoartritin belirtileri nelerdir ?

Eklemde ağrı ve sertlik, en sık görülen belirtilerdir. Ağrı hareket sonrası ve akşama doğru artar. Eklem sertliği ise, dinlenme ile birkaç dakika içinde geçer. İlerlemiş hastalarda ağrı çok şiddetli ve sürekli hale gelebilir. Bu durumda ağrı dinlenmeyle yada gece azalmaz. Hatta ağrı o kadar şiddetlenir ki, tutulan ekleme göre, ayakkabı giymek gibi normal gündelik işleri yapmak bile güçleşebilir. Örneğin dizi tutan osteoartrit, merdiven inip çıkmayı ya da oturup kalkmayı, çömelmeyi zorlaştırabilir.

 

Hareket kısıtlığı: Eklem eskisi gibi rahat ve normal hareket edemez. Hareket sırasında eklemde ‘çıtırtı’ duyulabilir. Eklemde şişlik: Kemikte gelişen osteofitler yada eklem içi sıvısında artış olması, eklemin şiş görünmesine sebep olabilir. Bu durumda eklem hassastır ve dokunulduğunda ağrı duyulur. Eklem sıvısı arttığında, eklemde; yumuşak, sıvı olduğu hissedilen bir şişlik ele gelir. Eklem çevresindeki kasların kullanılmamaya bağlı bağlı olarak atrofisi (erimesi) sonucu eklem olduğundan daha şiş görülür.

 

Belirtiler genellikle zaman zaman hafifleyip zaman zaman artarak haftalar ve aylarca sürer. Bazı insanlarda egzersiz yapmak ve yorucu fiziksel aktivite şikayetleri artırırken, bazılarında ise yağışlı havalar ağrı ve sızılarda kötüleşmeye sebep olur.

Osteoartritin tanısı nasıl konur ?

Belirtiler ve muayene bulguları, osteoartriti akla getirecektir. Röntgen filmleri de, osteoartrit tanısını doğrulamak için en yararlı tetkiklerdendir. Diğer romatizmal hastalıkları dışlamak için bazı kan tetkikleri (sedimantasyon, RF, CRP, alkalen fosfataz) yapmak gerekebilir. Osteoartrite bağlı omurilik kanal değişikliklerini görmek için MR ve/veya CT gibi ileri tetkikler gerekebilir.

Osteoartritin tipleri nelerdir ?

Osteoartrit vücuttaki tüm eklemleri tutabilirse de, en sık tutulan eklemler; diz, kalça, el, ayak, boyun ve bel eklemleridir. Bu hastalıkların her biri ilgili bölümlerde anlatılacaktır.

Dizi tutan osteoartrit

Dizi tutan osteoartrit kadınlarda erkeklere göre daha sıktır. Daha çok 50 yaşından sonra görülür. Genellikle iki dizi birden tutar. Şişmanlık, dize gelen travmalar, geçirilmiş ameliyatlar dizde osteoartrit riskini en çok artıran etkenlerdir. Ağrı genellikle ilk belirtidir. Ağır olgularda dizde şekil bozukluğu oluşur ve diz eskisi kadar rahat açılamamaya başlar. Hasta çömelemez, merdiven inip çıkamaz hatta bazen yürümek bile imkansız hale gelebilir.

Kalçayı tutan osteoartrit

Kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür. Genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Bir yada iki kalça eklemini tutar. El parmaklarında osteoartrit bulunan kadınlarda kalçada da osteoartrit gelişme riski yüksektir. Doğuştan kalça eklemi hastalığı olanlar da yada çocuklukta bu eklemi tutan bir hastalık geçirmiş olanlarda ileri yaşlarda osteoartrit gelişebilir. Kalça osteoartriti genellikle sekonderdir yani herhangi bir sebebe bağlıdır.

El eklemlerini tutan osteoartrit

Kadınları daha sık etkileyen bu osteoartrit tipi, 40’lı ve 50’li yaşlarda, yani menopoz döneminde ortaya çıkar. Genellikle baş parmağın kökündeki eklemi ve parmakların uç eklemlerini etkiler. Hastalık ilk olarak ortaya çıktığında eklem kızarık, şiş ve ağrılıdır. Yıllar içinde yavaş, yavaş eklemlerde nodül adı verilen küçük şişlikler gelişir. Bu nodüller gelişimlerini tamamladıklarında ağrı da ortadan kaybolur. Ancak parmaklarda kalıcı şekil bozuklukları ortaya çıkar. Orta yaşlarda elde osteoartrit geliştiyse, ileri yaşlarda dizde yada başka eklemlerde de osteoartrit gelişme riski yüksek demektir. Bu tip osteoartrit kalıtımla yakın ilişkilidir ve aynı ailede birkaç kişide birden bulunabilir.

Ayakta gelişen osteoartrit

Sıklıkla ayak başparmağının kökündeki eklemi etkiler. Burada ağrılı şişlik oluşur ve eklem sertleşir. İleri dönemlerde yürümeyi güçleştirebilir. Buna halluks rijidus adı verilir.

Omurgada gelişen osteoartrit

Bel ve boyun osteoartritin en sık tuttuğu eklemlerdir. Bu durumda bel ve boyun ağrıları, kollara ve bacaklara vuran ağrılar görülür. Bel ve boyun hareketleri kısıtlıdır.

 

Osteoartrit, toplumda çok sık görülen, kronik bir hastalıktır. Ancak her hastada aynı ağırlıkta seyretmez. Bazı hastalarda tek eklemde ve hafif olarak bulunurken, bazı hastalarda birkaç eklemde, daha ağrılı ve daha kısıtlayıcı seyredebilir. Yaşamın ileri derecede kısıtlandığı durumlar çok nadirdir. Doktorunuz sizde osteoartrit bulunduğunu söylüyorsa, bu mutlaka hastalığın giderek kötüleşeceği ve hayatınızı kısıtlayacağı anlamına gelmez. Ağrılı ve kısıtlı dönemleriniz olabilir, ama günümüzde osteoartritle başa çıkabileceğimiz birçok tedavi seçeneğine sahibiz. Doktorunuz sizin durumunuza en uygun tedaviyi seçecektir. Henüz osteoartriti tamamen ortadan kaldıracak tedaviye sahip değiliz. Ancak size uygun tedavi ile, şiddetli ağrı duymadan ve hiç kısıtlık yaşamadan, yada çok az kısıtlıkla, normal bir hayat sürdürebilirsiniz.

Lupus

Tam adı sistemik lupus eritematozus olan bu hastalık büyük ölçüde 15-40 yaş arasındaki kadınlarda görülür. Lupusluların yüzde 85’i kadındır. Hastalığın nedeni henüz tam olarak anlaşılamamıştır.

Lupus tıpkı romatoit artrit gibi bir bağışıklık sistemi bozukluğu hastalığıdır. Bazen başka sebeplerle alınan ilaçlar lupus belirtilerine yol açar. Bu ilaçlar arasında klorpromazin, hidralazin, izoniyazit, metildopa, prokainamit ve kinidin sayılabilir.

En yaygın belirti hastaların %90’ında görülen eklem ağrılarıdır. Hastaların bir kısmında akciğer zarında, böbreklerde, kalpte yada beyinde iltihaplanmalar ortaya çıkar ve bu biçimiyle lupus öldürücü bile olabilir. Hastalığın şiddeti kişiden kişiye büyük değişkenlik gösterir. Bazı vakalar önemsiz, bazıları ciddidir. Lupus en büyük hasarı böbrekler üzerinde yapar.

Lupusun tedavisinde kullanılan ilaçların çok ciddi yan etkileri vardır. Hastalığın geriletilmesinin vereceği faydanın yanında tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri hasta ve tedavi ekibini uğraştırabilir.

Belirtiler :

En yaygın belirti eklem ağrısıdır; ama ateşe ve döküntülere de sık rastlanır. Lupusa yakalananların yaklaşık yarısında yanaklardan buruna doğru kelebek biçiminde tipik bir döküntü görülür. Bu döküntü güneşte kalmaya bağlı olarak ortaya çıkabilir. Diğer belirtiler arasında halsizlik, kilo kaybı, isteksizlik ve iştah kaybı sayılabilir. Hafif seyreden nispeten zararsız lupusta tedavi gerekmeyebilir ya da küçük müdahaleler yeterli olabilir. Saç dökülmesi de sık görülür ve bazı hastalarda yara yada döküntü gelişebilir. Kalpte, akciğerde ve karnı saran zarlarda iltihaplanmalar olabilir. Kalp zarında iltihaplanma tedavi edilmezse, kalp yetersizliği gelişebilir. Konjunktivit, ışığa hassasiyet ve bulanık görme gibi göz sorunları da ortaya çıkabilir. Lupuslu bazı hastalarda kalın bağırsak sorunları, ayrıca psikoz, havale, inme ve halüsinasyon gibi nörolojik sorunlarla karşılaşılabilir. Böbrek yetmezliği lupusun en önemli komplikasyonudur.

Nasıl teşhis edilir?

Lupus teşhisi koymak bazen güç olabilir. Doktor antinükleer antikorların bulunup bulunmadığını saptamak için bir kan tahlili isteyecektir. Bu antikorlar hemen her zaman lupusun göstergesidir (ama lupus bulunmayan kişilerin yüzde 1-5’inde de aynı antikorlar saptandığından, testin dikkatle yorumlanması gerekir). Yapılabilecek diğer tahliller arasında hemoglobin, akyuvar ve trombosit düzeylerindeki düşmeyi belirlemeye yönelik kan sayımı, anti-DNA ve anti-Sm, ayrıca idrar tahlili ve böbrek fonksiyon testleri sayılabilir. Döküntü, ışığı duyarlılık, ağızda ülser ve eklem iltihabı gibi 11 ölçütten dördünün ya da fazlasının saptandığı kişiler muhtemelen lupusludur.

Tedavi nasıldır?

Lupus vücudun değişik sistemlerini etkileyebilir ve değişik şiddetlerde ortaya çıkabilir;bu sebeple tedavi de duruma göre değişir. Nispeten hafif lupusta tedaviye pek gerek yoktur. Deri güneşten dikkatle korunmalı yada gerektiğinde kortikosteroit içeren ilaçlar sürülmelidir. Dinlenme ve NSAID’ler eklem ağrısını gidermek için yeterli olabilir. Az yağlı ve tuzlu beslenme de yararlıdır. Sigara lupusun etkilediği kan damarlarında iltihabı artırdığından özellikle zararlıdır. Ayrıca düzenli egzersiz yaparak eklemlerin ve kasların çalışması sağlanalıdır.

 

Döküntü yada daha ciddi eklem sorunları varsa, sıtma ilaçları ve kortikosteroitler gerekebilir. Lupus hayati organları (böbrek, kalp, akciğerler, beyin) etkilenmişse, kortizon tedavisi, bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi ve hidroksiklorokin tedavisi gerekebilir. Bütün bu tedavilere rağmen lupus tedavisi zor bir hastalıktır. Birçok hasta da ciddi iç organ tutulmasına bağlı olarak hayatı tehdit edici tablolar ortaya çıkabilir.

Behçet Hastalığı

İlk kez 1937 yılında Türk dermatoloji profesörü Dr. Hulusi Behçet tarafından tarif edilen Behçet hastalığı, ağızda ve genital bölgelerde yaralara (aft, ülser) ve gözde inflamasyona (iltihaba) yol açan kronik bir hastalıktır. Bazı hastalarda artrite, damar iltihabı ve tıkanmalarına, sindirim kanalında, beyin ve omurilikte inflamasyona da sebep olmaktadır. Behçet hastalığı her hastada farklı seyreder. Bazı hastalarda hastalık hafif seyreder ve sadece ağızda ve genital bölgede ülserler bulunur. Bazılarında ise daha şiddetlidir ve hatta beyin iltihabına sebep olabilir. Şiddetli bulgular genellikle ilk belirtiler başladıktan aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkarlar. Belirtiler uzun bir süre devam edebileceği gibi, birkaç haftada da geçebilir. Hastalık alevlenme ve yatışma dönemlerinin birbirini takip etmesi şeklinde ilerler.

 

Sebepleri

Hastalığın sebebi bilinmiyor. yakınmaların sebebi kan damarlarının iltihaplanmasından dolayı ilgili organda ortaya çıkan bozukluklardır. Kan damarlarındaki bu iltihaplanmaya bağışıklık sisteminin sebep olduğu düşünülmektedir, fakat bu reaksiyonu neyin başlattığı bilinmemektedir. Behçet hastalığı bulaşıcı değildir. Gelişmesinde bağışıklık sistemi bozukluğunun yanı sıra, kalıtsal sebeplerin de etkili olabileceği sanılmaktadır. Çevresel faktörlerin de (virüs ya da bakteri gibi) duyarlı kişilerde hastalığı başlatabileceği sanılmaktadır.

Özellikleri

  • Behçet hastalığı “ipek yolu” üzerindeki ülkelerde sıktır (Akdeniz bölgesi, Türkiye, İran, Asya ülkeleri, Uzak doğu, Japonya)
  • Hastalık erkeklerde daha sık görülür.
  • 20’li ve 30’lu yaşlarda başlama eğilimi göstermekle birlikte, her yaşta görülebilir.
  • Tanıda belli bir yöntemle deriye iğne batırılması ile uygulanan “paterji testinden” yararlanılabilir fakat bu test hastaların ancak %40’ında pozitif bulunur.

Tedavi

Behçet hastalığı için tam “şifa” sağlayacak bir tedavi bulunmamakla birlikte, uygun ilaçlar ile çoğunlukla hastalığı kontrol altına alabilmek mümkündür. Tedavide amaç, yakınmaları azaltmak ve sakatlık yada körlük gibi komplikasyonları önlemektir. Hangi ilacın seçileceği ve tedavinin ne kadar süreceği hastanın durumuna bağlıdır. Bazı bulguların giderilmesi için birkaç tedavinin bir arada kullanılması gerekebilir.

 

Ağrı ve rahatsızlığı ortadan kaldırmak için ülserlerin üzerine inflamasyonu azaltmak için kortikosteroid yada acıyı azaltması için ağrı kesici merhem sürülebilir. Ağız ülserleri için gargaralar yapılabilir.

 

Hastanın bulgularının şiddetine göre prednizolon gibi kortikosteroidler, azatioprin, klorambusil, siklosporin, kolşisin gibi immunosupresif (bağışıklık sistemini baskılayan) ilaçlar kullanılabilir. Eğer bu ilaçlar semptomlar üzerinde etkili olamazsa, siklofosfamid ya da metotreksat gibi diğer ilaçlar verilebilir. Tedavi etkili olsa dahi alevlenmeler görülebilir

Reiter Sendromu

Genellikle erkeklerde görülen bu romatizmal hastalık; cinsel yolla bulaşan üretrit (idrar yolu iltihabı) gibi bazı hastalıklara yada şiddetli ishale yol açan dizanteri gibi bir mide-bağırsak enfeksiyonlarına tepki olarak gelişir. Buna reaktif artrit de denir. Çünkü eklemler vücutta iltihaplanmayı başlatan enfeksiyona karşı tepki gösterirler.

 

Belirtiler genellikle evlilik dışı cinsel ilişkiden sonra başlayan idrar ya da üreme yolu enfeksiyonlarından yada mide-bağırsak sorunlarından bir-dört hafta sonra ortaya çıkar. Diz, bilek yada ayaklardan biri ağrır yada şişer. Ateş ve kilo kaybına sık rastlanır. Kaburgalarda, sırtta, belde, topukta ve aşil tendonunda (topuk arkasındaki kalın kiriş) ağrı duyulabilir. Ayrıca gözlerde şişme ve kızarma, döküntü ve idrar yolu iltihabı gibi belirtiler sayılabilir. Bu hastalarda deri ve mukozaları tutan lezyonlar vardır. Ayak tabanında pullanmalar, hiperkeratoz, deride ağrılı nodüller, penis ve testislerde ülserasyonlar, ağızda aftlar sık görülür.

Tedavisinde antiromatizmal ilaçlar, steroidler, tetrasiklin grubu antibiyotikler, methotreksat, süfasalazin kullanılır. Tedavisi zor bir hastalıktır.

Reynaud Hastalığı


Reynaud hastalığı yada reynaud fenomeni el ve ayak parmaklarına giden kan akımında bir bozulma sonucu el ve ayak uçlarında ağrı, solukluk ve morarma ile seyreden bir hastalıktır. Genellikle soğuk veya stres sonucu tekrarlayan ataklar halinde seyreder. Skleroderma, lupus, polimiyozit, miks bağ dokusu hastalığı, romatoid artrit, trombosit fazlalığı gibi hastalıklarla birlikte görülür. Tek başına da görülebilir.

 

Belirtileri nelerdir?

Reynaud fenomeni nöbetler halinde seyreder. Soğuk ve stres nöbetleri başlatan en önemli faktörlerdir. El ve ayak parmaklarında görülür. Parmak eklemleri önce soluklaşır, daha sonra morarır ve sonra tekrar normal rengine döner. Parmaklarda şiddetli ağrı ve üşüme vardır. Ağrı ve üşüme dakikalar ve saatler içinde geçer. Bazı romatizmal hastalıkların seyri esnasında daha sık görülür. Ancak hastalığın önemli bir kısmında hiçbir sebep bulunamaz. Nadirde olsa bazen ellerde yaralar açılabilir.

Nasıl teşhis edilir?

Reynaud hastalığının teşhisi genellikle hastanın ifadesine göre konulur. Nöbeti görmek için hastanın elleri buzdolabının buzluk kısmına konulabilir. Mikroskopla tırnak kan damarları incelenebilir. Ayrıca eşlik edebilecek romatizmal bir hastalık araştırılabilir.

Tedavi nasıl yapılır?

Kalsiyum kanal blokerleri adı verilen ilaçlar kullanılır. Ayrıca el ve ayağın soğuktan korunması gerekir. Stres önleyici ilaçlar kullanılır. Aspirin benzeri ilaçlar dolaşımı düzenlemek için verilebilir. Bazı hastalıklarda konstrat banyoların uygulanması soğuk- sıcak hassasiyetini azaltabilir. Biofeedback denenebilir. İnatçı vakalarda sempatektomi adı verilen cerrahi müdahale yapılabilir.

Hastalar nelere dikkat etmelidir?

  • Soğuktan korunmalıdır; eldiven, kalın çorap, başın örtülmesi
  • Kıyafetlerin soğuğu geçirmesini engelleyen yün elbiseler giyilmeli
  • Isıtılmış odalar, banyolar ve otomobil kullanılmalı
  • Sıcak suyla banyo yapılmalı
  • Klimalı ortamlardan kaçınılmalı (yazları)
  • Stresten uzak durulmalı
  • Buzdolabından bir şey alırken eldiven kullanılmalı
  • Sigarayı kesinlikle bırakılmalı
  • Cilt ve tırnak bakımına özen gösterilmeli
Bilgilendirme
tedavi sonrası

önçaprazbağ

Online Randevu
randevu
Etiketler